25 Aralık 2009 Cuma


Alma from Rodrigo Blaas on Vimeo.


ya sen dünyanın içinde değilde dünya senin içindeyse?
ya sen bedenin içinde değilsen beden senin içindeyse?
kapsayanın SEN kapsananın sen olduğunu anlamak için
bu oyun, anladığında dünya kafes olmaktan çıkar,
yoksa hapistesindir beden de ve dünya da :)

20 Aralık 2009 Pazar



avatar

çok kolay film önermem, çünkü filmlerin çok özel tercihler olduğunu hissederim ve yapılan yorumların da o tercihlerle çevrili olduğunu düşünürüm..bu durum, aslında çok normaldir.. aynı şey kitaplar içinde geçerlidir, koskoca kitabı okurum ama sadece bir tek cümlenin varlığıdır bana onu okutan ve o cumle ile bir hatırlayış gelir ardından, aynı kitap, bir başkası için birşey ifade etmez çoğu zaman..

avatar..titanic filminin yönetmenine ait, işin aslı titanic filmi beni çok etkilememişti ama yönetmen ondan kazandığı parayı, düşünü sinema perdesine aktarmak için kullanmış sanırım ve ortaya muhteşem bir gösteri çıkmış..sadece gösteri değil hissettiğim, pek çok yaşamları boyunca yaşadıklarını anımsayacak bir giriş kapısı bulmuş ve bizi de o kapıdan sokuyor..

BİR oluşu, o kadar derinden aktarıyor ki..etkilendim işte..özellikle 3 boyutlu olanına fırsatınız olursa gidin, bi armağan verin kendinize:) belki uyurgezerlik, küçücük bir görsel mesajla hatırlayışa dönüşür sizde de..


19 Aralık 2009 Cumartesi

kendimi kullanma klavuzu, dolayısıyla yaşamı, düşünceleri ve duyguları kullanma klavuzu ama en önemlisi kendimi kullanma klavuzu..

bunu en kısa zamanda bitirmeliyim, baktımda basit bir aletin bile kullanma klavuzu var, öylesine karmaşık bir varlığım ki; o halde bana haydi  haydi lazım, karmaşıklığımı basitleştirmem lazım, yani lazım dediysem önşart değil elbette ama iyi olur anlamında..

mademki bana bir kader, alınyazısı yazılmamış ama kaderimi yazmam yazılmış, o zaman hangi düşünceleri seçeceğime özgür irademle karar veriyorum, hangi frekansdaki düşünceleri seçersem, bunu hangi duygularla yaşarım, bir klavuz halinde yazmalıyım ki böylece OLANı kendime hatırlatmalıyım..ancak böylelikle kendi programımın sorumluluğunu da alırım..Ona en yüksek frekansı yükleyebilecek donanımla yaratılmışım, sonuçta kendimi programlayabilecek bir programım:)

hangisini seçersem ne olur, hangi duyguları arşive atıyorum, hangi arşive atılmış duyguları yeniden yeniden yaşıyorum, acilen kendimi kullanma klavuzu yazmalıyım, yazmalıyım ki, kendimi bil'(m)e(li)yim:)

17 Aralık 2009 Perşembe

14 Aralık 2009 Pazartesi



Hangi düşünceyi taşıdığına dikkat et, taşıdığın düşüncenin duygusuna girersin, girdiğin duygu ruhsal belleğine kaydolur..

Düşünce yayıyorsun ama düşünce yaratmıyorsun unutma, AKLIN senin ötende olan birşey oldugunu kabul etmen zor, işte bu yüzden de her düşünceyi kendinin sanıyorsun, sahiplendiğin her düşünce bir süre sonra sana sahip oluyor unutma..

Algıladığın her düşünce senin frekansında, beynin de o düşünceler aracılığıyla  hücrelerini uyarıyor, ne seyrettiğinin, ne dinlediğinin, ne tatdığının, ne dokunduğunun farkında ol, farkında ol ki; düşüncelere takılma, duyguların içine gir ama çıkmasını bil..

ne demiş Mevlana, "kardeşim sen sadece düşünceden ibaretsin"..HATIRLA...

sessizliğin sesini dinliyorsun ruhunla, unutma..

12 Aralık 2009 Cumartesi



fotograf: NePNeP *Zeynep Alpaslan
Zihnin hareketleri daima birşeyleri reddetme veya birşeyleri elde etme üzerine kurulmuştur. Zihnin reddettiği yada sıkı sıkıya tutunduğu şeyler asla kalıcı değildir.Zihniniz gelip geçicilik gerçeğine teslim olduğu zaman, düşüncelerin gidecek yeri kalmaz ve zihin dinginleşir. Bu noktada zihin kendisinin aslında ondan asla ayrılmamış olduğunu gördüğü bir bilinç okyanusuna kavuşur. Gerçek doğanız olan kalıcılık olgusunun siz beş, onbeş, elli ve doksan yaşındayken hep aynı olan, farkındalığın sürekli varoluşu olduğunun bilincine varırsınız. Sizin gerçek kimliğiniz ince, hemen göze çarpmayan, neşe saçan farkındalıktır. Kim olduğunuzu ve daha iyi biri olmak için daha iyi şeyler elde etme girişimlerinizin tümünün büyük bir saçmalık olduğunu anladığınız da müthiş, derinden bir kahkaha atarsınız. Ne rahatlama, bu kahkaha, kendiniz gerçeğinden milyonlarca yıldır gizlenmenizden ve nihayet varolma gerçeğine teslim olmanızın coşkusundan gelir...(gangaji, cebinizdeki elmas, bölüm 22 den bir alıntı)

Böylece "Ben kimim/neyim" sorusu da anlamsızlaşır, bu soruyu sadece O'ndan ayrı olduğunu sanan ve sürekli şüpheler içinde kıvranan zihinden başka birşeyin sormadığını da bilir insan:)

10 Aralık 2009 Perşembe

Dersteyiz, dersin dokunup geçtiği konulardan biri; şiddet, şiddet ile protesto edildiğinde kişi hem kendine hem de itirazın nesnesine yabancılaşır,çünkü şiddete uğrayan genellikle kurban olma duygusunun içine girip, en büyük insani meziyetimiz olan kendine acıma yada genel olarak acıma duygusuna girdiğinde ve şiddete aynı şiddetle yanıt verdiğinde aslında çelişki içine girmektedir...

Ders arasında bir öğrenci aslında bir öğretmen:) ismi Can; geldi yanıma sohbet ediyoruz, hocam dedi, hep olayların dışına çıkmaktan söz ediyorsunuz, taraf olmamaktan ama bilirsiniz taraf olmamakta taraf tutmaktır:)) bilirim dedim, bilmem mi ama orada vurguladığım şey; "tanıklık" ve bu hayat yolunda yeryüzünden geçen CAN yani SEN kendi gözlerinle, yaşam denilen SENin tanığısın aslında ve biz taraf olayım/olmayayım derken tanıklık durumunu kaybediyoruz çoğunlukla dedim, dedi ki; hocam aslında sanırım herşey bir oyun ve oyunun içinde kalınca polarizasyondan çelişkiler görünmüyor, oyunun dışında kalınca da bu kez herşey çelişik hale dönüşüyor;

işte işte bunun için tanıklık önemli, tıpkı rüyadaki gibi, rüyanda aslında rüyanın tanığısındır, "sessiz tanık",tekbaşına bir gözlemci, hani işte bu yüzden kabus görürken en çok ses çıkarmak istersin ama çıkaramazsın, çünkü sadece tanıksındır; yaşamda unuttuğumuz işte bu.. kendinin tanıklığında yeryüzünde herşey çelişmeye başladığında, en özdekinin, saf, tarafsız sonsuz halini farkedersin, çünkü SEN O'sundur:)

9 Aralık 2009 Çarşamba

Hayatta senden daha "iyi" niteliklere sahip biri herzaman çıkar, SENin gibi birisi ise, asla yok, unutma varlığını yargılayacak lüksün yok senin, çünkü en büyük lüksün; varolmak..

radyo günlerimin en sevdiğim sesinden,Rüştü Asyalı'dan Cyrano De Bergerac..


...İstemem! Eksik olsun! İstemem! Eksik olsun! Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek… Tek başına… Özgür olmak… Dünyaya kendi gözlerinle bakmak… Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak… Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak… Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek, İsteyince Ay’a bile gidebilmek. Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek. Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın. Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar. Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?
– Dök içindeki öfkeyi dostum. Ama saklama benden seni sevmediğini. – Sus

5 Aralık 2009 Cumartesi

ömür dediğin,
tadımlık,
doyumluk değil,
doymayı beklersen,
aç kalırsın,
tadını aldığın an,
nefes alırsın..

3 Aralık 2009 Perşembe

sonsuz bir daire; hep bir damlaydım ÖZden, her ne zaman donmuş bir halde kalakalsam, ÖZden candamlamla çarpıştım ve hep damlalığımı hatırladım...


1 Aralık 2009 Salı

duvardaki gölge de SEN; sudaki yansıyan da SEN; aynadaki de SEN; yeterki hatırla aslolanı..unutma ya nefsin seni taşır yada SEN nefsini..:)


29 Kasım 2009 Pazar

insanlar sevdikleri şeylere yönelirler 2

yerlere çöp atılmasını yasaklamak mı yoksa böylesine yaratıcı düşünceyle onları yönlendirmek mi?


25 Kasım 2009 Çarşamba

Bir Sufi hikayesinde, adam köşede, masanın üstünde duran mumu kastederek çocuğa sorar:

"Söyle bana ışık nereden geliyor?"

Çocuk da muma üfler ve cevap verir:

"Eğer bana ışığın nereye gittiğini söylersen, sana nereden geldiğini söyleyeceğim." (Flashforward dizisinden alıntı)

Çoğu zaman cevaplar değil, sorulan sorular insanı içine bakmaya yöneltir, cevapları ararken vakit kaybedebilir ve yanıtları dışımızdaymış gibi görebiliriz, çünkü cevaplar genellikle tek bir kaynaktan gelmez, dışarıda arandığında, oysa soru, içeriye; TEK kaynaga bakmayı gerektirir :)
yaz basindan beri yapiyorum bu hareketleri ve faydasini cok goruyorum..

TiBETiN GENCLiK PiNARi; 5 HAREKETi

Baslangicta her hareketin 3 kere yapilmasi tavsiye ediliyor. Daha sonra her hafta tekrar sayisini 2 ser artirarak 21 tekrara ulasana kadar artirmaya devam edin.Yani 2.hafta her hareketi 5 kere, 3. hafta 7 kere, 4. hafta 9 kere ve bu sekilde artirmaya devam edin. 10 hafta sonra her hareketi 21 kez yapabilir duruma geleceksiniz.
Bu 5 hareketi tamamladiktan sonra ilik veya serin su ile dus almaniz tavsiye ediliyor. Ancak asla soguk su ile yikanmayin.



Birinci Hareket
Faydalari : Dolasimi gelistirerek varisli damarlar, osteoporoz ve bas agrilarina iyi geliyor. Her gun yapmak tum bedeni genclestiren bir sureci baslatabilir.

Uygulanisi :



Kollarinizi iki yana acip avuc icleriniz yere bakacak sekilde saat yonunde donun.

                                                                   Ikinci Hareket:


Faydalari : Tiroit bezi, bobrekustu bezleri, bobrekler, sindirim organlari ve prostat ile rahmi de icine alacak sekilde cinsel organlar ve bezler uzerinde onarici bir etkisi var.
Arterit, osteoporoz, duzensiz regller, menopoz semptomlari, sindirim ve bagirsak sorunlari, sirt agrisi, bacak ve boyunlardaki sertlige iyi geliyor.

Uygulanisi:





1-Sirtustu yatarak ellerinizi vucudunuzun yanina koyun.
2-Cenenizi gogsunuze dogru yaklastirin
3-Bacaklarinizi yere dik olacak sekilde kaldirirken dizlerinizin dik olmasina gayret edin

                                                                Ucuncu Hareket

Faydalari : Ikinci gibi ucuncu de tiroit bezlerini, bobrekustu bezleri, bobrekleri, sindirim sistemi organlarini ve prostat ile rahmi de icine alarak cinsel organlari genclestiriyor.Menopoza girmis ve duzensiz veya tembel regl donemleri gecirme egilimindeki kadinlar icin ozellikle iyi.
Uygulanisi :


1-Vücudunuzu dik tutarak dizlerinizin üzerinde durun.Ellerinizi kalçalarınızın altına dayayın
2-Çenenizi göğsünüze yaklaştırın.
3-Başınızı yavaşça mümkün olduğu kadar geriye doğru eğerken,sırtınızı arkaya doğru esnetin.

                                                           Dorduncu hareket
Faydalari : Tiroit bezi, sindirim sistemi, prostat ile rahmi de icine alacak sekilde cinsel organlari ve bezleri dolasim ve lenfatik akis uzerinde canlilik veren bir etkisi var.Karin bolgesini, uyluklari, kollari ve omuzlari guclendirir. eger sinus tikanikliginiz varsa bu hareketin burun deliklerinizi actigini da fark edebilirsiniz.

Uygulanisi :

1-Bacaklarinizi ileriye dogru uzatarak yere oturun.Ayaklariniz hafifce aralik olsun ve ellerinizi yere koyun

2-Cenenizi gogsunuze dogru egin.
3-Basinizi mumkun oldugunca arkaya dogru egin.
4-Kollarinizi duz tutarak ayak tabanlarinizi ve ellerinizi yere basarken dizlerinizi kirin ve govdenizi yere paralel olacak sekilde havaya kaldirin.Adalelerinizi bir sure kasin ve ardindan gevseyin.

                                                                    Besinci hareket:


Faydalari : bagisIklik sistemi uzerinde olumlu etkisi olan dolasim ve lenfatik akisin gelistirilmesine yardimci olur. Derin soluk alip vermeyi, enerji ve canliligi uyarir.
Diger hareketlerde oldugu gibi ozellikle menopoz ve duzensiz regl donemleri semptomlarini hafifletiyor.

Uygulanisi :



1-Kollariniz dik ve bedeniniz asagi sarkmis halde ( kobra yilani ) seklinde durun. Avuclarinizi yere koy. Basinizi yumusak bir sekilde mumkun oldugu kadar geriye yatirin.
2-Ayaklarinizi ve ellerinizi oynatmadan,kalcanizi yukariya kaldirin ve vucudunuzla ters v sekli meydana getirin.Cenenizi gogsunuze dogru yaklastirin.

23 Kasım 2009 Pazartesi

yargılaMA

birine acımak, kendimi kendi hikayemde önemsemekten başka bir şey değildir..ve hikayede herşey görüneni nasıl algıladığımla ilgilidir, işte bu nedenle toplumsal bilincin hikayesi çok kuvvetlidir ve tüm bilinçaltlarına sızar..bunu farkettiğim anda kendi hikayemi yazma ve kendi hikayemi seçme şansım vardır..

1.hiç bir şeyi kişisel algılama
2.varsayımda bulunma
3.söz büyüdür; konuştuklarına dikkat et , yargılamalarını farket, söylemlerinde kusursuz ol ve anlaşmaları boz (sözle yapılan değerlendirmeleri kabul edip, söze inanıp anlaşma yaparız karşıdakiyle, işte bunları bozmaktır yapılacak şey, çünkü her söz bir etiket sıfat yada yargılama taşır)
4.yapabildiğinin en iyisini yap.. der Toltek bilgeliği (okumak için; Don Miguel Ruiz, dört anlaşma)




Video: Ön Yargı   Benzer: hint, kısa, film, video, sokak, cadde

22 Kasım 2009 Pazar

kırmızı balon nereye gider?

The Truman Show filminin sonunda, Truman merdivenlere tırmanır ve beyaz duvardaki kapıyı açar ve dışarı çıkar, sınır diye gördüğü yerden..

Çocukluğunda elinden balonunu kaçırıp, onun nazlı nazlı uzaklaşışını izlerken, nereye gittiği üzerine hayal kuranlardandım, benim hayalimde kırmızı balonum, tüm dünyayı gezerdi, hatta dünyaları dolaşırdı, arada havası söner ama bir şekilde yeniden dolar ve nazlı nazlı gezerdi, başımı kaldırıp göklere baktığımda gökyüzünde onun silik izini görür ve ehe:) geziyor diye sevinirdim..

Ama balonumun nereye gittiği üzerine hayal kurarken, herkesin ki acaba nereye gidiyor? derdim, bildikleri bir yer varmıydı acaba toplandıkları? bu video var diyor, belki de o sınırda bir kapının açılmasını bekliyorlardır, Truman'ın açıp da çıktığı gibi, onlarda oyundan çıkacaklar..


sevgimle:)

21 Kasım 2009 Cumartesi

20 Kasım 2009 Cuma

who is driving you?


Driver tur from illuzia.net on Vimeo.
Gecen haftalarda hastanedeydik annemle.. annemin durumu zorlasti ve rahatlatmak icin katatel takildi, yattigi odada durumu iyice olan bi hanim vardi, sonrasinda domuz gribi oldugu endisesiyle baska bir odaya nakledildi ve annemin odasina durumu daha agirlasmis bir hanim geldi..

Bunu neden anlatiyorum, ben hayatimda ilk kez gitmek uzere olan bir can gordum de ondan.Gidisine tanık kendine tanıktı.. kardesleri perisan hergun agliyorlardi, iletisimi kesmisti ve kendi icinde cok huzurluydu ve fakat bunu yanindakiler goremiyordu..

Ilk kez gitmek uzere olanin gozlerini gordum ben gecen hafta, bakislari insana odaklandiginda bile cooook uzaklara bakar gibiydi, tum konusturma cabalarina hic cevap vermiyordu buna karsin sanki bilincli olarak baskalariyla konusuyordu yada bilinci baska bir boyuttaydi ve yakinlarinin bu boyuttaki konusturma cabalarina katilmiyordu, cok sessiz, cok telassiz ve cok huzurluydu (yaralari agir, hastaligi agir olmasina ve acisi olmasina ragmen)

Konusmamasina karsin elini tutanlarin elini kuvvetle tutuyor ve elini uzatiyordu, belki gucsuz ve acizdi bedeni ama gordugum en guclu canlardan biriydi, sessiz iletisime gecerek ugurladim onu, yolun isik olsun dedim, sevgimi hemen algiliyordu cunku zaten sevgiden baska birsey degildi ve bizim ayrildigimiz sabah hastaneden, o da gecisini tamamlamisti...

19 Kasım 2009 Perşembe


Link: Boundin - By Pixar(Turkce Altyazili)



Hikayemize verdiğimiz anlamı seçme özgürlüğümüz var:)

İstiridyenin biri diğerine dert yanar: ''İçimde yuvarlak ve ağır bir şey var, bana acı veriyor'' diğeri kibirli bir memnuniyet içinde: ''Şükürler olsun ki içimde hiçbir sıkıntı yok, hem içimde hem dışımda mutlu ve bütünüm" O sırada oradan geçen yengeç şöyle der: ''Evet mutlusun halinden ve bütünsün ama şunu söylemeliyim ki diğer istiridyenin çektiği acının sebebi, içindeki eşsiz güzellikteki incidir. " H.Cibran

14 Kasım 2009 Cumartesi

sadece nefes...


Poetry by RUMI (Only Breath)
Yükleyen barrlass. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!

Sadece nefes; Hristiyan değilim ne de musevi, ne müslüman ne de hindu Budist, sufi ne de zen. Hiç bir dine ait değilim Hiç bir kültüre de ait değilim. Doğu'dan ya da batıdan gelmiyorum, denizin içinde de değil! Topraktan çıkmadım, doğadan değil, ne de mükemmelim bir takım maddelerin sentezi hiç değil. Ben yokum. Bu... dünyada bir varlık değilim ya da bir sonrakinde ne de Adem ve Havva'nın soyundan geliyorum Başka bir orjinal hikayeden bile degil. benim yerim yersizliktir, iziyim izi olmayanın. Ne bedenim ne de ruh. Ben sevilene aitim. iki alemi bir olarak gören. ve o birliği bilip söyleyen ilki, sonuncusu, dışarıdaki, içerideki, sadece o nefes alan insanoğlunun nefesiyim...

Celaleddin Rumi



11 Kasım 2009 Çarşamba

"You’re just suffering from the belief that there’s something missing from your life. In reality, you always have what you need."Byron Katie

olan neyse O'dur yani, onun üstüne söylenen her söz yada düşünce hepsi hikaye:)

8 Kasım 2009 Pazar

3 Kasım 2009 Salı

"9" Tim Burton'un son animasyon filmi..özgürlük için! ruhsal kaynaktan beslenen nefsi/zihni izledim 90 dakika (bu tamamen benim yorumum elbette)..Bu arada film için; kaynağın tüm parçalarının özgürlüğünün, kaynak için nasıl/ne kadar değerli olduğunu, muhteşem bir dille anlattığını söyleyebilirim..ben sevdim..


9 sneak peak- Watch more Videos at Vodpod.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Zihnin korkusu ölmektir..

Zihin duyguları kullanarak bu dünyanın rüyasını görmektedir.Onun işi, rüya görmektir, uyanık yada uyuyor olmak farketmez; zihin her an rüya görmektedir.Insan, yaşarken neyin rüya, neyin gerçek oldugunun cevabını mantıkla bulur.Ancak ölüm anında, mantıkla ilişki kesilir ve beden öldüğünde zihin, dışarıdan duygular yoluyla aldıgı bilgi ile rüya görmeyi kesse dahi anılarına bağlı olarak rüya görmeye devam eder ve öldüğünü bilemez.

Asıl ölüm bu dünyanın rüyasının ölmesidir bunu yaşarken başarabilmek mümkün oldugunda,yani dikkati; her an kendi üstünde tutup neye kızıp neye sinirlendiğinin neye mutlu olup neye neşelendiğinin farkında olduğunda ,kendini gözlediğinde ve zihni her an şimdi noktasına taşıdığın durumda, yani iz sürdüğünde; her an rüyanın da farkına varırsın.Rüyanın her an farkında olmak, şu an yaşayan ölü oldugunun da bilgisini getirir, sadece sevginin tezahürü oldugunu hatırlatır, böylece içsel sessiz bilgi kendini, yaşamın içinde göstermeye başlar..

D.M.Ruiz'in korkunun ötesinde kitabından derleme..

1 Kasım 2009 Pazar

bir reklam filmi...
içindeki felsefe ve aslında o sanatçı; Eşref Armağan, beni her zaman etkiliyor, o kendinin kör oldugunu biliyor, ve aslında kalbiyle görüyor...


2011 Volvo S60 Drawn on Paper by Blind Turkish Artist

30 Ekim 2009 Cuma



erk;
sustuğunda,
baktığında,
kendinle olduğunda çıkar,
sessiz bilgiye ulaştığında,
ulaşan sen değil SENsin;
olduğun yere vardığında bilirsin,
bildiğini;
sorulmazsa söyleme,
anlat denmedikçe anlatma,
anlattığını deneyimlemediysen eğer,
o deneyimine girdiğinde ,
anlarsın ki;
sen bir kitapsın,
okuyan da SENsin...

28 Ekim 2009 Çarşamba

ancak teslim oldugunda...

maddenin ardındaki sır..

Facebook gerçekliğin yeniden inşaası alanı; kendi gerçekliğini inşaa ederken insan, kimliğini de inşaa eder; Insan; öncelikle kapitalist üretim biçimlerinde işinin sonucunu göremediği ve aslında o işe sahip de olamadığı için kendini mutlu hissedemiyor. Oysa insanın en büyük ihtiyacı mutlu olmak ve tüm eylemleri aslında mutlu olmak için yapıyor. Ancak bu üretim biçiminde, kendisini işiyle ve varlığıyla ifade edemeyince insan, ve neredeyse yok farzedilip neredeyse görünmez durumda oldugunda, kendine yine mutlu olmak için sentetik heyecanlar üretiyor.

Kendini sadece beden bilinciyle gördüğü ve varlığını da sorgulamadığı için, toplumsal bilinçten kendisine yayılan değersizlik duygusunu yok etmek için de görünebildiği yer olan facebooku kullanıyor.Facebookda yeralan modern çağın insanı için, kapitalist üretim ilişkileri içinde yeralırken ve bunca değersizlik ve tatminsizlik içindeyken, bunu açayım biraz;

bu üretim biçiminde bir kişi kendi kimliğini çoğunlukla yaptığı işle temsil eder ve fakat bu üretim ilişkisinde işinin sonucunu görerek haz alamaz.Otomatik bir üretim biçimidir bu ve o sadece o işin belirli bir bölümünde görevlidir ve aslında yaptığı işten bihaberdir yaptığı işe yabancıdır.İş tatmini olmayınca, kendini sentetik heyecanlarla tatmine yönelir; hafta sonları örneğin "çılgınlar gibi eğlenir" yada facebook da kendini gösterir.Ne kadar çok insan varsa listesinde, o kadar çok popülerdir.Değersizlik duygusunu yoketmek için bir araçtır face ile görünür olmak.Toplumun her alanında yok farzedilen bu insan için facebook sanalda olsa bir varlık sahasıdır, ben buradayım demenin bir yoludur.İnsanın sanaldaki varlık sahasının bir aracı da fotograftır.Gittiği yerlerde o, gezdiği yerlerde o, en alımlı haliyle profil fotografında o, artık poz poz kendini çeker, bu iş için bir cep telefonu da yeterlidir artık ve sadece varlığını kanıtlamaya çalışmaktadır aslında..

Face de amaç ve araç biribirine karışmıştır artık.Araçtır face, tıpkı cep telefonu gibi yada haberleşme araçları gibi ama artık amaca dönüşmüştür..Bu amacı destekleyen bir diğer şey de insanların gözetleme duygusunu tatmin etmesidir.Toplumda özellikle medya ile uyutulan ve herşeyi sadece bir sinema perdesinden izleyen konumuna düşürülen insan; haberler bu işin en çok kullanılan araçlarıdır,; önemli bir haber, requem of a dream filminin müziği ile verilir örneğin, ve haber sanki filme dönüşür, görüntüler geçer, gözün önünden ve belki bir trafik kazasıdır o görüntü , ve arkada konulan o müzikle kişi izlediğine yabancılaşır, bir yandan yemek yer örneğin, diğer yandan da sanki filmi izler, böylece aslında kendine ve topluma yabancılaşır ve sadece bir gözetleyen haline geçer, ve herşey gözlenebilir.İnsan sadece gözden oluşan bir varlıktır artık, uyur ama gözleri açıktır:)

27 Ekim 2009 Salı

börnüm ağrıyor:D


bu klibi dinledigim anda börnüm ağrıdı..hayat plan yapma diyor, herşey oluşta uygun diyor, ne yaşadığın değil onu nasıl yaşadığındır diyor, tırrımm tırrıııss..

24 Ekim 2009 Cumartesi


When u are not trying to become anybody else, then u simply relax, then a grace arises. Then u are full of grandeur, splendor, harmony...Osho

22 Ekim 2009 Perşembe

hayatta neye sahiptir insan diye sordum
düşüncelerine sahipmidir?
duygularına sahipmidir?
gördüğünün ötesinde başka birşey varmıdır?
ya inandığın şeyler dogru değil desem sana?
bunu bilirsen özgür olacaksın desem?
tek tek sordum, iki bardak koydum önlerindeki masaya, ikisinde de su var, bardaklara baktılar ve fark aradılar gören gözleriyle,  bulamadılar?!
gel dokun o halde dedim, geldi biri dokundu, aa dedi bi bardak sıcak digeri soguk..
görmek yetmiyordu yani,
daha başka ne diyebilirsiniz dedim,
sustular,
hadi bir de tat şu suları o halde,
tadına baktı, şerbet şekerdi biri, ötekisi bildiğim su dedi,
sadece gördüklerine inanırsan işte bir yanın eksik kalacak dedim,
oysa SEN  TAMsın, kendini tamlığını sahip oldugunu düşündüğün eksikliklerini kabul ederek, içine alarak bileceksin...

20 Ekim 2009 Salı



Işık ışıktır görene, ışıktan köre ne

Bilmeyen ne bilsin seni
Gamlanma deli gönül
Gönülden anlamayana
Bağlanma deli gönül

İçi tatlı özlü yemiş
Kırıldıkça ballanır
Sendeki seni koyup
Avlanma deli gönül

Bu görünen ben değilim
Ben ben dediğim nedir
Dilimle söz söyleyen,
Sözü söyletenmidir

Baştan ayağa gömleksem
İçimdeki ben midir
Sureti ben sanıp da
Avlanma deli gönül

Sinenin içindekini
Aldanıp gönül sanma
Varacağın o menzili
Tespih, seccade sanma

Attığın üç beş adımla
Yollar tükendi sanma
Yolların başındayken
Sallanma deli gönül

Padişaha vasıl olan
Elbet olur padişah
Sırların sırrı onda
Lailaheillallah

Görmeyerek yol yürüyen
Bela bulur ahü vah
Sarayda vahdet vardır
Canlanma deli gönül

Mevlâna

19 Ekim 2009 Pazartesi

özümün, egonun ipoteğinden arınmasının yolu; temizlenme:) geçen gün bir olay yaşamış ve buraya da yazmıştım ve Uma o olay için; ben buna temizlenme diyorum demişti, yazılana uzun uzun baktım, temizlenme....arınmak için en derinlerdeki kirin salınıvermesi... başıma gelen ne olursa olsun, bu başıma gelenin, nedeni, o değil, ben bile değilim, bu ruhumun, bu BENim, sorumlu oldugum birşeyin başlamasıdır sadece:) sanırım özgür irade işte bu, ipoteği kaldırmayı seçmek, özgür irade, akışta kalmayı seçmek..çünkü başka yapacak birşey de yok,  zaten OLAN..seni çok seviyorum..lütfen beni affet, özür dilerim, sağol...

15 Ekim 2009 Perşembe

Shindler’in listesi filminde, alman albay, aklina estiginde yahudileri vurmakta, shindler ona bunu niye yaptigini sorar, albay güç için dediginde, shindler ona, en büyük güç; güç kullanabilecegini bildigin, bu olanagi tasidigin halde o gucu kullanmamaktir der..savunmasiz hal, aslinda en güçlü olunan halmis Gandhi ‘nin, İsa’nın olduklari hal buydu..


Hafta basinda o zamanlar bana cok aci verdigini dusundugum bir insanla gozgoze geldim, gozlerini gozlerimden cekti ve bana bakmadi ben bakmaya devam ettim ve icimde aniden bir korkunun ciktigini hissettim, nasil bir korkuysa icim titredi sonra hissettimki bu korku gercek degildi, ben bir hatiranin yarattigi bellegimdeki bir algiyi, onun yuzunu gorunce yeniden hatirlamistim, ve o hatira korku duygumu tetikliyordu..bir kac nefes aldiktan sonra gecti..cogunlukla yasamda daha once basima gelen olaylari zihnim etiketliyor ve o olayin bir benzeri ile karsilastigimda o andaki duygum yeniden tetikleniyor, bunun farkinda oldugum zamanlarda ise; nefes, BENi simdiye, simdi anina tasiyor..


kısmet...

14 Ekim 2009 Çarşamba

sÖZ kendini ifade eder
akar BiR BiR, BiR olur heceler
sÖZ bir yağmur damlasıdır,
O’nunla BiR Olur aşk ile gönüller

kendinde kendini bil
gÖZ sÖZün aynasıdır bil
Ol yüreğin gelirken sÖZ’e
sÖZde kendini bil

senin şimdi duyduğun
sana akan yüreğinin tınısıdır
sÖZün aşkla gelir dile
OL aşk ki ÖZünün şarkısıdır

şimdi kalbinin şarkısı aşk ile çağlamakta
O çağlayışta zat-ı kişi yok olmakta
O şarkıda herkes BiR kim olmakta
herkes şimdi kendini bulmakta

şimdi hayalin içindeki hayale akarsın
kalbinin fersah fersah içine dalarsın
OL hayal sandığın gÖZden bakar sana
baktığı hayalsin, mührü saklı, yıldızından armağan sana

9 Ekim 2009 Cuma

ben, senin gördüğünü düşündüğün şeyin hikayesiyim der çiçek...

6 ekimde dolunayin hemen ertesinde, okuldan eve gitmek icin servis otobusune bindim, ama icimde bi sIkIntI var, hayirdir dedim, kendi duragima geldigimde inmek icin dugmeye bastim, soforun de yanindayim, duragi gecti?

dedim "inecegim?"

basmadin isik yanmiyor dedi?

ki dugmeye basarken gozgoze gelmistik ama gordunuz dedim basarken,

senimi takip edecegim ben dedi ve basti gaza sonraki duraga gidiyor, ayrica bu kapidan inemezsin dedi??

nasil yani??daha once herkes bu kapidan indi??simdi neden inilmiyor dedim, arkaya gec oradan in dedi??

artik ofkem katlanilmaz boyuttaydi avazim ciktigi kadar bagiriyordum, hayir arka kapiya gitmeyecegim herkes gibi bu kapidan inecegim diye, soför acmadi kapiyi ve hareket etti!!!arka kapiya gitmedigim icin sonucta bir sonraki duraga dogru gidiyorduk ve ben teskin edilmez bir bicimde ofkeme kapildim, neden indirmiyorsun, neden bu kapidan inemiyorum daha bir dolu sey soyledim ve sonunda adam OFF ne cok konusuyorsun sen dedi ve yolun ortasinda allah sabir versin etrafindakilere dedi ve indirdi, seni sikayet edecegim diyerek indim, et nereye edersen et diyordu, indigimde her yanim titriyordu ve agliyordum..

sonra ogreniyorumki bugunlerde anlamsiz ofkeler cikabilirmis, bana anlamsiz gibi gelse de aslinda cikmasinin varmis bir hayri..oldugum hale anlam verebildim nihayet hamdolsun..

7sinde butun gun bu olana dair dusundum, serviste ogrencilerde vardi, hoca kimligimle oyle deli gibi bagiran kadin goruntusu cizmistim??utandim kendimden..sucladim niye yaptin be kadin, egon kalkmaya baslamis iste, gitsene diger kapiya ne olacakti yani dedim ve O yardima yine devam etti anlayabilmem icin, yuregimde derin bir yeri olan can, cevirdigi mucizeler kursundan gundem 134ü gonderdi, ustelikte 133.cuyu atlayarak, cunku yanit gundem 134deydi..kurs “Kardeşim, düşündüğün şey hakikat değil.” diyordu ve yine diyordu ki; bir illuzyonun icindeyken  biri birsey yaptiginda “Bu durumda ben olsam, kendimi suçlar mıydım?” deyin diyordu; benim buna yanitim evetti..ben hakikat bu olmadigi halde kendimi suclamayi seciyorum ve oyalaniyorum, resmin butununu gormek ve yeniden dengeye gelmek icindi oysaki her yasanan..

Sonra ayni can, bi akil verdi dedi ki; joe vitale'nin ho'oponopono' su is goruyor..hani su " i love you-thank you- please forgive me- i am sorry " ritueli..yani bu durumda gidip adamdan bizzat ozur dilemesen de olur..simdi oturup 3 dakka hooponopono yapsan ve onun yuksek benligine bunu soylesen.. Allah razi olsun ondan, sanki uzerimde bi ton yuk vardi da hafifledim.. ozur dilerimm seni seviyorum kardesim dedigim an da icimden Sevgi tasti tasti..sonra sevgili Hayat'in sayfasinda, karsima Cemalnur cikti, herkesin kendi adiyla O'na baglandigini hatirlatiyordu ve Sevgi aslinda sadece O'ndan akiyordu nasiplenmekse ne müthisti..

Nasibime gelen nefes calismasiyla farkindaligima giren; "nefesi alan ben degil, "BEN"im ile birlikte aslinda icimde askin bir sarhosluk hali oluyordu nicedir, hani icmeden sarhos nasil olunur? diyordum kendime ama oyleydim, gozum daliyor, basim donuyor, yururken tokezliyorum, sanki yurumuyorumda tokezleyince anliyorum ki yuruyormusum?! yolda etrafimda trafik akisi, icimde bir huzur bir huzur evlere senlik, dugun bayram havasi..bu durum bu ayin dolunayina kadar, zaman zaman artarak zamana zaman da etkisini azaltarak devam etti, artik kaniksadim bu halimi.. Ancak dolunayla birlikte icimde bisey oldu, amansiz bir gerginlik ve 6sinda da bu ofke patlamasi ardindanda olusan bir "peltelik" hali, kelimenin anlami peltelik, bu tipki askin sarhosluk gibi, cok karisabilir birbirine ancak aslinda cok farkliydi ve hissettimki bu farki anlamam icin bu deneyimi yasadim..

Hissediyorumki insanin bedeninde ruhunun bir parcasi var hani 21 gramlik oldugu soylenen kismi, pek hafif ama pek agir olan parcamiz bir de ruhun bagli oldugu yuksek benlik ve onunda bagli oldugu O.. Tam baglanti halinde sanki bir iple O'na bagliyiz gibi bir hissim var ve kaldirilabilecek kadar bir akis sagliyor ve o akis; sarhosluk veriyor, huzur, hamd, herseyiyle akista olma, BENin disinda hicbirseyin oneminin kalmamasi gibi bir hal yasaniyor, olaylar geliyor ve sanki uzerimden akip geciyor, dokunmuyor sanki bana, yagmur gibi bir dolu olay yasiyorum ama ustumden su gibi akip geciyor sanki, ne olaylara uzulme ne de sevinme hali..

Oyle bir hal iste ta ki 6sindaki ofke patlamasina kadar, o gun yuksek benligim ve O'nunla ya baglantim kesildi ya da ben o baglantiyi hissedemeyecek kadar sagirlastim ve dun yolda yururken ve dusunurken, karsimda birden bire bir adamin yemek yemesine takildim, adam sanki yedigi hamburgerle kavga ediyordu, oyle bir yiyorduki ne yedigi nasil yedigi hic onemli degildi, zaten ruhunun sesini de duymayacak kadar sagirdi, tipki benim gibi..

Sonra anladimki O, yuksek benlik vasitasiyla ruh ile temasinin siddetini artiriyor, baglanti ne kadar guclu ise, iplik ne kadar kalinlasmissa baglantili  insan vorteks OLuyor ve sarhosluk basliyor, hani buna meczupluk diyorya sufiler ,iste tam da o hal, digeri ise bedende delilik hali...

5 Ekim 2009 Pazartesi



Gözü kör adamın üstüne arkadaşı güzel kokular sıksa; kokunun güzelliğini arkadaşının iyiliğinden değil de kendinden bilir..
Mevlana

işte arkadaşın kendini bilme anıdır bu an ve sonsuz bir hizmettir aslında bu durum, hiç beklentisiz, saf, oldugu gibi sıkmışsa o kokuyu, kokanın bunu kendinin bilmesine sevinir, yok nefsinden beklentideyse, bu bilinmeyiş nefsini epey bi kaldırır:)

şudur işin sırrı; insanın nefsi onunladır, O ise ondadır..

Read by Thich Nath Hanh, chanted by brother Phap Niem


The Great Bell Chant from R Smittenaar on Vimeo.

3 Ekim 2009 Cumartesi



Facebookta olanlar bilir, olmayanlara da simdi anlatacagim bir oyun var, farm town; ciftcilik oyunu..


Oyunda once kendi bedeninizin suretini olusturuyosunuz, kas, goz, ten rengi, sac , kiyafet, artik ne varsa secip, suretinizi hazirliyorsunuz, sonra size verilen sınırlı belirlenmis bir alanda, ciftcilik yapmaya, ciftcilik rolunuzu oynamaya basliyorsunuz.

Oradaki sureti hareket ettiren BENim..suret o alanda, ekiyor, biciyor, para kazaniyor, hayvanlar aliyor, agaclar aliyor, o agaclarin meyvasini topluyor, satiyor..bilmiyorum suret düş, her seyi ben yapiyorum saniyor mu? rollerine baglanip, o rolleri kendinin saniyor mu?

Aslinda her seyde BEN var, BEN istiyorum bir ev sahibi olsun, sabrediyor, biriktiriyor parasini, ev sahibi olmak nasip oluyor, istiyorum ki bir ZEN bahcesi olsun, suret, bahce icin sabirla ugrasiyor, ZEN bahcesi nasip oluyor..bazen hic ugramiyorum ona, BENim varligimdan yoksun olan bahcesindeki, cicekler soluyor, bicilmeyen topraginda, urunler curuyor, kahrediyor mu hayata bilmiyorum ama BENim varligim yoksa o belirlenmis alanda aslinda suretim de yok..Suretim saniyor mu bilmiyorum, secimler ona ait, oysa her secim zaten coktan secilmis oluyor, suret secilmis olani seciyor..

29 Eylül 2009 Salı

kendi içinden gelmeyeni eylemek için zorlayan seni nedir? nefsin mi?:)
içinden geleni "hissetmekle" ancak zorlayandan kurtulabilirsin, hislerine kendini açtığında bunu bileceksin..

24 Eylül 2009 Perşembe

Aşkının neyin üzerinde değil neyin altında durduğuna dikkat et. Sıralamana dikkat et. Aşkı nefisten ancak o zaman ayırabilirsin. Nefsinin altında bıraktıkların kadar eksik, üzerine koyabildiklerin kadar fazlasındır ancak. Çünkü AŞK küllidir. Bütünler. Bir'ler. Ama küll ile cüz arasında mesafe başlayınca, parça bütünden kopunca hiç bir şey artık eskisi gibi kalmaz. O zaman aşk aşk olmaz..


Kaynak: Nazan Bekiroğlu,La: sonsuzluk hecesi

23 Eylül 2009 Çarşamba

as above so belove..


EMBRYO SD from illuzia.net on Vimeo.
Ademin duası; o kadar etkiledi ki ben'i, Adem yanım, onun yakarışında Havva olan yanım, yandım..ağladım, bedenim topraktan, ruhum O'nun nefesinden, g'öz yaşım O'ndan...



Ey gelmişin ve geçmişin Rabbi,
Ey isimlerin sahibi,
Ben ayağımın nerede sürçtüğünü, ben hatamı, ben yanılgımı, adımı bilir gibi biliyorum.
Ben bin kere kabul ettim kabahatimi. Sen bir kere affet.
Tevbe bir bilinç hali. Bir bilgi eki. Ben hatamla da Senin dairendeyim. Hala sana ait hala Seninim.
Tevbemi kabul et.Af duama icabet et.

Sözünün daha başında nefesi tıkandı Adem'in.
İki üç kelimeyi daha hatırlayabildiği yerlerden buldu çıkardı.
Birşeyler daha demek istedi Rabbine.
Ama diyemedi,diyebildikleri de yetmedi

***

Sonra kalbinden koptuğu gibi dilinden geldiği gibi devam etti,

Ya Rabbi çok pişmanım,

***
Ağır geldi gördüğüm, gördüğümü sevmedim.
Bu ben değilim..
Ey Alim Rabbim, bilinenin bilinmeyenin, bilenin bilmeyenin yaratıcısı.
Sen ki herşeyi bilensin. Herşeyi gören ve işitensin. Benim niyetimi benden daha iyi bilirsin.
Sen ki kaderleri yazan, yazgısı içine düşmüş kalpleri okuyansın, ben ki en fazla ve sadece Sana malumum.
Mizacıma neler kattığını. Nedenimi nasılımı. Çamurdan bir bedenle ilahi nefes arasında durduğumu.Yaşanmış evvelim gibi yaşanmamış sonumu da Sen bilirsin.

***

Rabbim Sen benimle ezelde ünsiyet peyda ettin.
Bir ayna kıldın beni, döndün aynadan kendine nazar ettin.
İsimlerini paylaştırdın cümle aleme de bütün isimlerinin yek-cümlesini ben de söyledin.
Sen ki bana ruhumdan demiştin. Melekleri manamın önünde secdeye davet etmiştin.
Ama ben emanetini koruyamadım.
Ama ben yine de gördüğümden vaz geçmedim. Bir kez sürçtüysem de hala o ben'im.
O vakit o kadar çok şey idiysem, nasıl olup da şimdi hiçbir şeyim.
Canımı alsan, şu ölümlü bedenimi, çamurdan tenimi çıkarsan aradan, benden geriye Senin nefesin kalır. Peki ben, varlığımdan hoşnut olmayım mı?

Ey Kelîm, ey Kelimelerin sahibi,
Yaratan'ın ismi en büyük isim.
Yaratılanda Yaratan'ın ismi.
Senin ismin hatırına.
Bana verdiğin isim aşkına. Benim adıma. Senin adına.
Beni yaratan Sensin.
Sen. Kendi hatrına.
Rabbim hoş gör beni, yarattığını. "Yaratanımdan ötürü" beni bağışla.

Her şeye razıyım:
Cennetteyken daha içime düşen şu amansız kedere.
Anlamlarını ilk kez çözdüğüm şu kötü huylu kelimelere.
Hatta Havva'dan ayrılığa, hatta cenneten sürgünlüğe, yitiğe, düşmeye.
Ama benim içime koyduğun Senden yanımla, yani yaratılmış olanın da Yaratan üzerindeki hakkıyla.
Şuna razı değilim ki, KALBİMİN SENDEN HABER ALAN KISMINI KAPATMA, BENİ SENSİZ BIRAKMA.BENİ SENDEN GÖNDERME.CENNETİNDEN DÜŞÜRÜRKEN GÖZÜNDEN DE DÜŞÜRME. KENDİ RIZAN İÇİN, BENDEN VAZGEÇME. NE EDERSEN ET. AMA BENİ KENDİNE DAHİL ET. BENİ AFFET.

***

Ey tevbekârların tevvâbı.
Sen affı seversin. Rahman ve rahim olan adınla, gaflete merhamet edersin.
Bana verdiğin kelimelrden okuyorumki, Sen, Sen'den dönenlere bile geri dönerlerse gel , diyeceksin. Altından buzağıya tapanları bile af dilerlerse, affedeceksin.
Kıyas değil, ümit. Beni de affet.
Ben kendimi affetmesem bile Sen beni affet.

***
AFFETTİ...


Kaynak: Nazan Bekiroğlu, Lâ, Sonsuzluğun Hecesi, Timaş Yayınları,139-145.

21 Eylül 2009 Pazartesi


sri yantra mandala(9 üçgen içiçe)şifa niyetine olsun..

Baktım ne demek olaki bu bayram diye, Oguzlar "Id" derlermis ona,Kökü nereden geliyor belli değil, ama manası, "dönüp gelen" demekmiş...

ZamAN denilen çizgiye, mekAN denilen gölgenin suretine düştüğüm andan itibaren, olduğum duygu yoğunluklu bu boyutta, dönüp gelen beniniçindeBEN, dönüp gelen seniniçindeSENim..ve her bayram herdönüp gelişte;  affedişim, affedişimle BENSEN de özgürleşirim, affetmekle oluş ırmağında yıkanır özüm, olmuş ve olacak olanlarda değil sadece oluşla ANda kalır BENim..bu boyuta her gelişimde unutup unutup hatırladığım affetmek, ey affetmek, artık seni unutmayacağım, ANdolsun ki unutmayacağım...

20 Eylül 2009 Pazar


akıl anlamadığını reddeder, kalp; davet eder, kabul eder ve tamamlar.. kalbin anlaması gerekmez,kalbin oluşu, O'nda OLUŞtur, olmuş olan ve olacak olan O'nda son bulur.. kalbin tılsımı belki de budur..

14 Eylül 2009 Pazartesi

"It is the pure, undefiled flower that finds a place at the Feet of the Lord and nowhere else. Take great care to spend your life in spotless purity, worthy to be dedicated in worship to the Lord. Speak about Him, meditate on His Glory, try to see Him in everyone, Him who is the Self, the breath of life, the heart of hearts. You feel lonely? In very truth you are not alone. Does the Supreme Friend ever forsake His friends?" Sri Ma
oyundan keyif almaya başlandığında söze hiç gerek olmaz, herşeyi söze döküp açıklamaya da gerek olmaz, çünkü söz inanılan bakış açısını ifade etme yoludur ve yol bir tane değildir, anlatmanın gereği kalmadığında kalan ise BİR AŞKtır ki; olmayan yerde, olmayan bahçenin içindeki tanımsız çiçektir O, olmayan dilin bildiği...

11 Eylül 2009 Cuma


Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;

Bildiklerimizle övündük, eğlendik.

Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?

Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.


Ömer Hayyam



Hayyam ne güzel demiş, geriye kalAN, alınan bir hoş nefesiz aslında..bi kredi kartı reklamı var yiyos, içiyos, geziyos diye şarkı söylüyorlar çok seviyorum, ardına bir dolu yaptığım şeyi ekleyip ben de söylüyorum arada.. ee hep eğlencemi var peki?? yoo belanın çat kapı geldiği anlarda var, işte o anlarda da bu gelen de O'ndan; deyip gülüveren mi? diye bir sual olunuveriyo, duyuveriyom ve gülüverdiğim de gül bana bahşediliyor hissediveriyom :)

10 Eylül 2009 Perşembe




zihin eğitiminde iki kapı;

1.kapı; egonun kapısından geçmek. Bu aslında bu dünyaya ayrılık bilinciyle gelmenin ve kendini bi şey sanmanın en temel handikapı. Çünkü zihin, kendini evrensel akıldan ayrı sanmayı ego sayesinde öğreniyor ve her türlü içsel sesle, eskilerin tabiri pek güzeldir, severim, vesveseyle doluyor, sonsuz gevezelik başlıyor ve en derin sessizliğin içindeki sesi, zihin kendi kendine o kadar fazla konuştuğu için algılayamıyor ve egonun hakimiyeti altında kendinden bihaber, onun yazdığı hikayeye yeni kanıtlar sunarak bir anlamda delirik bir halde kalıyor.Delirik diyorum, asla sessiz kalamayıp, her türlü kuruntu ve vesvese ile sürekli konuşan bir zihin, egonun bir araç değil amaç olduğunu sanıyor ve egonun hikayesini kanıtlamak için çok yoruluyor aslında..

2.kapı; evrensel aklın kapısı. Zihin akıl yürütmek için var ve akıl aslında O'ndan kaynaklı. Akıl önüne konulan düşünceyi, ancak net ve açık olduğunda tartabilir, hem de müthiş bir denge ile..Onun için meditasyon ve onunla farkındalığa giren sessizlik hali ile zihin, evrensel akıl ile buluşuyor.. elbette meditasyonun bir teknik olduğunu unutmadan, aracı amaç haline getirmeden meditatif halde OLunduğunda..Zihni terbiye etmek ve evrensel akıldan ayrı olmadığını ona anlatmak huzuru, derin sevgiyi, herkese ve herşeye şevkati beraberinde getiriyor ve AŞK dile geliyor.Hani aşık olduğunda insan, herkeste ve herşeyde sevdiğini görürya ki; bu aşk kalpten kalbe ulaşmanın ve sonunda O'nun AŞKı ile dolmanın en güzel armağınıdır bence, yol benden aşkı bilip, AŞKtan geçmekle OLduğu için belki de..

7 Eylül 2009 Pazartesi

oyunun hayat, hayatın oyun olduğu dünyada ciddiyetle oynanan oyunlar:)

ahh hepsi çocuk oyunu oysaki, nasılda unutuyorum bazen bunu, oyunlarım, konuşmayı öğrenmeden oynadığım oyunlardaki saflığım, zihnim araya girmeden önce, sözle değil kalple oynadığım oyunlarım, açık, saf, samimi, keyifli, oyunu oyun olduğunu bilerek ama ciddiyetle oynadığım çocuk oyunlarım...ohoo aklımaa neler neler geldi izlerken:)

4 Eylül 2009 Cuma

fotoğraf: www.kameraarkasi.org


her ne olduysa oldu, olan zaten olmuştu, sadece filmin, sinema perdesine yansıması ve farkındalığına girmesi için bir zaman geçiyor, sinema perdesine yansıyan SEN değilsin, filmi izlerken, kafanı karanlıkta yukarı doğru kaldırdığında, tanrısal kaynaktan akan bir ışık huzmesi görürsün, işte o SEN, yansırken sen, işte o BEN, yansirken ben olur..ve işte nefesle, o ışık huzmesinin, yani SENin sana dolmasına teslim olmakla, senSEN olursun..herşey olması gerektiği gibidir yani..sen(egon) eline aldığını sandığı anda SENdeki bilinç, aslında SENi eline alamadığının da göstergesi olur:)

teslimi(ni)yet, olana izin vermek, sinema perdesine yansıyanı, seyreden; SENBEN olduğunu her an hatırlamakta..

1 Eylül 2009 Salı

Bobby McFerrin ve pentatonik gam..

pentatonik gam:bir gamın sadece 5 sesinin kullanılması ile oluşan gam.. blues müzikte yoğun olarak kullanılıyormuş, koro müthiş hele de böylesine spontansa inanılmaz!)

World Science Festival 2009: Bobby McFerrin Demonstrates the Power of the Pentatonic Scale from World Science Festival on Vimeo.



hissetmek için kendine izin ver!bu sözler az önce izlediğim videonun son sözleriydi..

yaşamın basit hatta bazen hayhuy içinde geçen kaosunda verdiğim çabalara bakıyorum, o basit ( ama çabalarken hiç bir zaman basitmiş gibi görünmeyen, pek ehemmiyetli pek önemli ifadelerle kendini zor gösteren) uğraşlarım, hiç bir zaman daha derindeki ihtiyaçlarımı karşılamaya yetmiyor..daha derinde keşfedilmeyi bekleyen bir yol var ve ancak hissetmek için kendime izin verdiğimde görünür olan..Allahım, BENi, BEN olamamaktan, BENi, BENi yaşayamamaktan koru. ŞİMDİnin bana getirecegi, deneyimler, duygular, seçimler için, sorumluluk almama ve bana yaşamam gerekenleri yaşayabilme, görmem, duymam, hissetmem gerekenleri yaşayabilme cesareti ver...

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Fotoğraf: http://www.metro.co.uk/news/article.html?Divers_extraordinary_encounter_with_50ft_humpback_whale&in_article_id=722787&in_page_id=34

aynı ÖZün farklı biçimleri..


tek bir ÖZün, belirli bir biçimde dünyaya gelmiş yaşam enerjisi olduğumu hatırlamadan önce, heyecanlı, sıkışık,katı bir tiptim,olana olur vermek nedir bilirdim ama yapmaya gelince beceremezdim.Sivriliklerim çok fazlaydı.


peki ne oldu?


ne olacak sonuçta, yaşamdaki her olanın, aynı özün, tek bir yaşam enerjisinin farklı formları olduğunu anladım. Bir tarafımla pozitifi, iyiyi, güzeli, ışığı taşırken diğer tarafımla negatifi, çirkini, karanlığı taşıyordum, bi tarafım güneşte denizde yüzerken bi tarafım denizin dibinde kumların altındaydı.


aslında tek bir öz vardı, o bu dünyada adına enerji denilen bir formatta, sıkışıyor, gevşiyor, yoğunlaşıyor,sertleşiyor, yumuşuyor ve hep o öz karşıma çeşitli biçimlerde çıkıyordu, beni üzen de, ağlatan da oydu güldüren de sevindiren de..


ve birileri bunu anlatırken ( ustalar, gurular yada kanallık yapanlar) bir kelime ile ifade ediyorlardı.


"Farketmez"..


evet gerçekten farketmiyordu, aldığı biçimler farklı olsa da tek bir öz vardı. Deneyimlerle karşıma çıkıyor, sertleşiyor, ayrışıyor yada buharlaşıyordu..öz aynı ama biçim farklıydı.İşte bu yüzden farketmezdi..


Eskiden diyelimki birinden bir haber bekliyorsam, o haber gelene kadar içim içimi yerdi, meraktan yerimde duramazdım, bir arasa of bir arasaydı, ya başına kötü bişey geldiyseydi?binlerce düşünce içinde kıvranır, beynim tam bir enerji yumağına dönüşür, rahatı ve huzuru taki aranıncaya kadar bulamazdım.

beklenen haber: deneyim

eylemler: beklentilere bağlı olarak gelişen edimler

sonra ne mi olurdu, rahat ve huzur içimden gelmediğinden, elimden kolaylıkla kaçıverirdi, başkalarının kaynaklarına bağlı olduğum için; kendi kaynağımın bilincinde olmadığım için, itme çekme, verme alma, gelgit oyunlarının içinde tabir-i caizse ölüp ölüp dirilirdim.


peki ne değişti?


dün yine bir haber bekliyordum, baktım halime, eski deneyim, kafada kurma ve beklenti ,telaşe potansiyeli yine karşımdaydı. Gün boyu izledim kendimi, telaşa düştüğüm her an, olanı değiştirme, yani olana bakma potansiyelimi gördüm, nereden bakarsam olay bende o tür duyguları uyandırıyordu, şalteri nereye indirirsem oradan görüyordum. Huzuru içinde bilmek, kaynağın kendisine doğrudan bağlanmakla, OLANın aynı özden yaratılan farklı biçimler alan enerjisini artık görüyorum. Sıkışadabiliyor, yumuşayıp gevşeyedebiliyor sadece farketmez demek işte bu bilinci uyandırmaya yetiyor...

30 Ağustos 2009 Pazar

Ben bugün kendimi dinledim, dile geldi, dinledim, söze geldi yazdım, kah ağladım, kah aynadan bana bakana, canacan kalakaldım..


Bana bu yaşamda dost; sen hümanistsin dedi, dost; kalbin açık dedi, dost; insan sevgin çok dedi, dinledim her denileni..

Hani dedimya geçen gün sanırdım ki; insan özdeğeriyle doğmaz, onu bu dünyada elde eder, bu işte benim sanışımdı..Bu dünyaya kimi canlar uyanık, kimi canlarda uyanmak üzere geliyor, uyanık gelenler kendilerinin farkındaysa, yolu tekbaşına yürüyor, ışığını yayıyor, sessizce izini bırakıyor.

Bu dünyaya O'ndan, kendimizi ayrı sandığımız bir zihinle geliyoruz, doğduğumuz andan itibaren zihnimiz; tanımlamalara, kategorilere, etiketlemelere karşı duyarlı, zihin bunlarla uğraşmayı seviyor. Oysa geldiği ZİHİNde tanımlama yok, anlamlandırma yok, koşulsuz bir sevgiyle kabulleniş var ama burası unutup hatırlama yeri..

Eğer zihin kendinin farkında değilse ne oluyor, benim yıllarca yaşadığım şey, kolay manipülasyon oluyor..Herkes kendi özdeğerine sahip ve olanlara dair görüşlere sahip iken ben, çoğunlukla hepsine katılıyor, en sevdiğimi, en kabul gördüğüne inandığımı kendiminmiş gibi yapıyordum, bir yoruma, bir görüşe inanmışsam, onu kendimin sanıyordum. İnandığım o görüş, benim kendi düşüncem oluyordu. Hayatta kime güvenirsem o oluyor, kiminle uzun zaman beraber olsam, ondan etkileniyor, onun gibi konuşuyor ya da davranıyordum. Kısaca buna bu dünyada, en basitinden uyum deniyor, ben nereye gidersem gideyim, hemen oraya uyum sağlıyordum, kafamda kalıplar olmadığı için, kıyaslamalarda yapamıyordum. En koşulsuzundan kabullenişim, en çoğundan insan sevgim, en açığından bir kalbim vardı çünkü..

Bunlara bağlı olarak, kimden etkilensem, onun düşüncesine kapıldım, bu yüzdende çok düşmanlıkla karşılaştım, çok da sevildim. Yanında olduğum insanlar, beni kendilerinden ayrı bilmezlerdi, bukalemun gibi:) uyumlu bir tiptim çünkü, toprağın rengi de olurdum, altının rengi de en çok sevdiğimse; etkilendiğim, düşüncelerine göre şekillendiğim insanların, bana aferim demesi, beni onaylamalarıydı. Yanında olmadığım insanlarsa, bana kızarlardı, birinin arkasında kaldığım, onun etkisinde kaldığım, hep ikinci adam, başkanın adamı olduğum için beni sevmezlerdi. Bu sebeple, hiç kendime ait olmayan olayların içinde kaldım yıllarca, taaki bana dost"sen kimsin" diyene, neyin bana ait olduğunu kendime sorana kadar, kendi özdeğerimi bilene kadar..

Sessizliğin çok derin bir sesi var,dinlendiğinde duyulan, bensizliğin hayati bir değeri var, içinde hakikati barındıran ve bahşedilen yaşamın armağanı, işte o yüzden kendini bilmek sanırım..
sen sadece herşeyin gerçek adını söyle,
hakikat sadece O'nda
ne duyarsan
ne hissedersen
ne istersen
sadece gerçeğin adını söyle
sonsuz düşleyenin
sonsuz düşündesin
sen sadece gerçeğin adını söyle
adı söylenen sana ulaşır
sen sadece O'nun adını söyle
düşleyenin düşünde
sonsuz hakikatsin
aklın olmadan O'nu anlayamaz
kalbin olmadan O'nu hissedemezsin
ama sen ne sadece akılsın
ne de sadece kalp
sonsuz düşleyenle birliğini
aklını kalbinle sardığında
bileceksin..

düş..

Kendimi doğru ifade edemediğimde genellikle bi dolu laf içerisinde boğulup iyice kuyunun dibine girerim, anlatmaya çalıştıkça yorulur ,yok öyle değil dedikçe bu inkârmış gibi görünür ve saklanırım, saklandıkça da korkarım..Korkuyu görünce ona dikkatle bakmak, bi nefes alıp durmak,arkasında saklananın ne oldugunu görmek ise şimdi öylesine keyifli ki..

Şimdi bir şey beni korkutmuşsa, durup, nefes alıp bakıyorum, dün konuşurken dostla, o tanıdık korku yine geldi, eyvah anlaşılmayacağım? yanlış anlaşıldım? nasıl bi çabayla öyle olmadığını anlatıyorum, soluksuz, nefessiz, canhıraş, dur dedi dost, lütfen dur ve lütfen beni bir dinle? Baktımki; ne kendimi dinliyorum o anlarda, ne de dostu? derin bi nefes aldım ve dinledim can kulağıyla, nefes alıp dinlediğimde ve anlatamamanın çaresizliğini reddetmek yerine, kabul ettiğimde, çaresizlik içimden geçip gitti, dilim çözüldü ve olanı anladım ve ifade ettim görünenin öyle olmadığını, dost anladı..yüreğim rahatladı..

Bir Yoginin Otobiyografisini okuyorum, Paramahansa Yogananda'nın otobiyografisi, kendi gurusunun bir anısını anlatıyor kitapta; Gurunun annesi bi keresinde karanlık bir odadaki hayaletin korkunç öyküsüyle onu korkutmaya çalışmış, guru hemen kalkıp karanlık odaya gitmiş, bakmış ama hiç bişey görememiş,annesinin yanına gelmiş ve hayal kırıklığı yaşadığını belirtmiş, annesi de bir daha ona böyle öyküler anlatmamış. Ders: Korkunun yüzüne cesaretle bak, sana sorun olmayacaktır..

Yaşamdaki deneyimler hep kim olduğumuzu anlamamız için geliyor, sanırım söylenecek söz; yapanın, söyleyenin, yazanın, duyanın, konuşanın "ben olmadığını" bilmek, çünkü ben aslında yok; varsaymak aynada görünen eli var sanmak,"tezahür etmiş olanla", "tezahür etmemiş olan" arasındaki ince sırlı aynayı özden görmek, bilmek, anlamak ve dinlemek...

21 Ağustos 2009 Cuma



Döndü halka/ döndü olanca hızıyla/ toprak ki siyah bir halka idi/ ve geceye saklanırdı bazen/tuttu su ile karıştı/ su ki sarı bir halka idi/ rengiyle dalaşırdı bazen/ tuttu toprağı kucakladı/ eğildim suya baktım/ suda kendimi gördüm/ kendimi sen sandım/ sarılmak için atıldım köprüye/ köprüye hıncım yalan imiş/ onu yıkarken suya karışan/ ben oldum

Bir de baktım/ ben ben değilim artık/ sûretim başka bir sûret/ ismim bir başkasının ismi/ gönlüm ne yöne akar/ ben ne yöne/ verdiğin emaneti yitirdim yollarda/ hata ettim/ kusur ettim/ affola...

Elif Şafak; Pinhan.



saklı olan...


"hem görürüm hem görmem; uykudaki göz gibi,

hem gizliyim hem açık, gülsuyundaki koku gibi,

hem duranım hem koşan, üzengideki ayak gibi,

hem suskunum hem söyleyen kitaptaki yazı gibi."


Mevlana


hem herşey hem de hiç bir şey olduğunu anlayan insAN'ın ve aslında mana boyutunda hiç bir şeye de sahip olmayan insAN'ın verebileceği şey nedir?olduğundan başka birşey verebilir mi? yoksa sadece ne olduğunu bilmesi hali aslında bir veriş halimidir?


ey AŞK; içime dolan AŞK ,varlığını bana her AN her baktığımda, gördüklerimle hissettiren AŞK, nasıl bu kadar saklı olabilirsin, tam burnumun dibindesin, her an benimlesin, içime aldığım her nefestesin.. O, bunu nasıl böylesine saklamış? hem herşeyin içinde ve dışında olan hem görünmeyen? NEFES...


19 Ağustos 2009 Çarşamba


çok sevdiğim candostum var, kıymetlidir yeri, yaşamda o, O'na adeta gerçeğin ipiyle baglıdır herAN ve herkes bu GERÇEĞİ bilir sanır.Onun için dürüstlük ve ahlak en temel değerlerden biridir. Onun gerçeği dışında bir gerçeği, ona anlatmanın yolu biraz zordur, hatta anlatmaya kalkılsa bu iş için epey bilgi sahibi olunmalıdır. Gerçeklerini çok da paylaşmaz çünkü onlar bir enerjidir aslında ve soyuttur anlatılamaz da.İnsan ilişkilerinde de bu anlamda sıkıntılı anlar yaşar, o çok güvenilir ve sözüne sadık biridir. Herzaman gerçeği arar ama anlatamaz çünkü onun gördüğü/bildiği "gerçek" başkalarına deli saçması gelebilir..
benim gerçeğimde yukarıdaki fotografta, bagdas kurmus oturan, başında ışıktan bir tacı olan kadın vardır, bu benim gerçeğim, benim doğrumdur ve yaşamda herkesin kendi gerçeklik algılayışı farklıdır. Biz hepimiz, aynı yerde/dünyada yaşıyor olsak da bu gerçeklik algımız sebebiyle, olaylara, durumlara, insanlara, farklı boyutlardan bakıyoruz aslında..
ve asıl iletişim; herkesin kendi gerçeğine baktığı yerde değil, işte bu dünyada gerçekleşiyor ve ne zaman bu dünyada iletişim hem kendimizle hem de diğer insanlarla "ANlama" temelinde gerçekleşiyor, işte o zamAN içime nefesle dolan, ben olan BEN; deneyimine ve seçimlerine bakarak "helal be sana" diyor:)

16 Ağustos 2009 Pazar


sen önce kendini bil,

çünkü cennet senin kendi içindedir...


bu karmamda bugüne kadar yaşadığım tüm deneyimlerin sebebini anladım, seçilmiş sonuçların nasıl sebepler yarattığını gördüm, ve o sebeplerin öğretici gücünü de...ben hep sanırdımki kimse öz değeriyle doğmaz, herkes özdeğerini bu yaşamda öğrenir, belki de hala öyledir ancak özdeğer başkalarının desteğinde ve onayında bulunacak şey değildir..tüm deneyimlerim kendi kaynağımın BENde saklı olduğunu görmem içinmiş..dışarda ara ve bulma, içerde bak ve gör; bunun için dillenmiş:)

14 Ağustos 2009 Cuma

Rüya içinde rüya:)


Bir rüya görüyorum; rüyamda, bilgisayarda bir video izliyorum. Bir sarhoş, gecenin karanlığında, sokakta yürüyor ve avazı çıktığı kadar bağırarak şarkı söylüyor, türlü komik hareketler içinde, bilinçli hal devreden çıkmış.

Video bir arkadaşıma ait, ona yorum yapıyorum, "kendi yalnızlık korkusunu bastırmak için, herkes karanlık bir yerden yalnız başına geçerken kendi sesini işitmek ister, böylece biraz olsun rahatlar" diye yazıyorum..

Sonra uyandım (uyanmasam zaten rüyayı hatırlayamıyorum çoğunlukla) kalktım, bir bardak su içtim, balkona çıktım.Sonra geri yattım.Bi zaman sonra uyumuşum ve bir sarhoşun avazı çıktığı kadar bağırarak şarkı söylemesiyle gözlerimi açtım..

Yine mi aynı rüyaydı??yoo ses sokaktan geliyordu, gecenin sessizliğinde sarhoş bağırıyordu... Rüya içinde rüyaydı herşey...

12 Ağustos 2009 Çarşamba


bu stilize edilmis gunes tamgasi, yani gunesi temsil eden kaya resmi. Bu petroglyph MO 3000 yillarina ait Okuneff Arkeolojik Kulturunun dikili taslari uzerinde bulunmakta. Anlamiysa soyle: bu degil de, bu resmin orjinali; uc daire evrenin uc katmani olan ust, orta ve alt dunyayi, dort sivri ucgen de dunyanin dort tarafini, yilin dort mevsimini, gunun... Devamı dort zamanini, sonsuzlugu, gunes sisteminin heliogarfik, yani yorungesel dairelerden olustugunu temsil etmektedir... ayni zamanda gunesin bu dunyadaki hayat icin cok onemi oldugunu, butun dogadaki durumun bir denge uzerine kurulu oldugunu da temsil etmektedir bu simge..

Bilgiyi veren; Kırgız Khakas olan Timur Davletov..

10 Ağustos 2009 Pazartesi


ne güzelmiş yolun kendinden kendine oldugunu anlamak; ona, buna, şuna bakmak yerine g'özü kendi üstünde tutmak, kendini keşfetmek, o, bu, şu dedilerle vakit geçirip oyalanmak yerine menzili bilmek, birinin söylediği bişeyde varsa kendimdeki yarayı keşfetmek ve kendimi kendimden özgürleştirmek, algılarımdan, inançlarımdan öte bir varlığın BEN olduğunu hissetmek, kaynağın ne bir yer, ne bir insan, ne bir eşya olmadığını, kaynağın sadece BEN olduğunu anlamak, titreşip durmak keyifle ve neşeyle; olan her nefeste...