kendini bilmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendini bilmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Vedik Astrolojide 40 yillik boga oldu koc..

Vedik astroloji diye bir alan var, gecen gun Hindistan'in  Rishikesh sehrinden Ankara'ya o alanda bir master geldi, adi Vivek, once ders almaya niyetlendim, hatta ilk derse de gittim, ama bu is boyumu asan bir ismis, baktimki ogrenmeye niyetim yok, bana anlatilsin istiyorum:) hemen ders almak yerine haritamin cikartilmasi ricasinda bulundum, kabul ettiler:)

Vedik astroloji nokta tahmin yapiyor, hayatimin 1969 ve 1987 yillari arasi oyle mesakkatli gecmistiki, ozellikle egitim yillarim, master iste bunun sebebi rahu ile ketu dedi, rahu ile ketu benim haritamin merkezindeymis, ikisi de negatif ama uzulmeyin dedi, iki negatif bir pozitif yapar:))megerim benim 40 yildir ayni semtte yasamam, ayni dersleri okulda her sene yineleyip de vermemin nedeni yildiz haritamda apacik belliymis, sabitmisim ben sabit, ama dedi herkes guven ararken, sizin bu sIkIcI sabitliginiz:)) guvenli de bir ortam yaratir, hee dedim cook guvenli, istesem de karistiramadigim anlarim vardir, o guveni:))

Neyse iste uzun lafin kisasi, vedik astroya gore ben, megerim bir kocmusum, boga degilmisim ve ay'dan da pek bi fena etkilenirmisim:) bunun icin dolunayda oruc tutmami onerdi, bu oruca;  ekadashi deniyor, alkol, sigara, kahve, et, yumurta ayrica tahillardan yapilmis tum yiyecekler, bugday urunleri, ekmek, mercimek, nohut, musli, soya, makarna, pirinc, irmik, tofu, sogan, sarimsak, bezelye, kuru veya taze fasulye, vb. yenmiyor. Taze ve kuru meyveler, sut ve sut urunleri, sebzeler, kuru yemisler ise yenebilir.Uc gun uyguladim, bedenime cok iyi geldi, sonra Vivek, yoga yapmami onerdi ve de ............. mantrasini soylememi, bu mantrayi , sabahlari gunes dogarken kalkip ve avucuma su alip ve onu bir cicege akitirken birkaç kez soylememi rica etti bu da gunesle aramdaki iliskiye hamd etmek icinmis:)insanin icini aciyor o suyu ciceklere verdikten sonra da yuzune surmek hamd ile..

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Fotoğraf: http://www.metro.co.uk/news/article.html?Divers_extraordinary_encounter_with_50ft_humpback_whale&in_article_id=722787&in_page_id=34

aynı ÖZün farklı biçimleri..


tek bir ÖZün, belirli bir biçimde dünyaya gelmiş yaşam enerjisi olduğumu hatırlamadan önce, heyecanlı, sıkışık,katı bir tiptim,olana olur vermek nedir bilirdim ama yapmaya gelince beceremezdim.Sivriliklerim çok fazlaydı.


peki ne oldu?


ne olacak sonuçta, yaşamdaki her olanın, aynı özün, tek bir yaşam enerjisinin farklı formları olduğunu anladım. Bir tarafımla pozitifi, iyiyi, güzeli, ışığı taşırken diğer tarafımla negatifi, çirkini, karanlığı taşıyordum, bi tarafım güneşte denizde yüzerken bi tarafım denizin dibinde kumların altındaydı.


aslında tek bir öz vardı, o bu dünyada adına enerji denilen bir formatta, sıkışıyor, gevşiyor, yoğunlaşıyor,sertleşiyor, yumuşuyor ve hep o öz karşıma çeşitli biçimlerde çıkıyordu, beni üzen de, ağlatan da oydu güldüren de sevindiren de..


ve birileri bunu anlatırken ( ustalar, gurular yada kanallık yapanlar) bir kelime ile ifade ediyorlardı.


"Farketmez"..


evet gerçekten farketmiyordu, aldığı biçimler farklı olsa da tek bir öz vardı. Deneyimlerle karşıma çıkıyor, sertleşiyor, ayrışıyor yada buharlaşıyordu..öz aynı ama biçim farklıydı.İşte bu yüzden farketmezdi..


Eskiden diyelimki birinden bir haber bekliyorsam, o haber gelene kadar içim içimi yerdi, meraktan yerimde duramazdım, bir arasa of bir arasaydı, ya başına kötü bişey geldiyseydi?binlerce düşünce içinde kıvranır, beynim tam bir enerji yumağına dönüşür, rahatı ve huzuru taki aranıncaya kadar bulamazdım.

beklenen haber: deneyim

eylemler: beklentilere bağlı olarak gelişen edimler

sonra ne mi olurdu, rahat ve huzur içimden gelmediğinden, elimden kolaylıkla kaçıverirdi, başkalarının kaynaklarına bağlı olduğum için; kendi kaynağımın bilincinde olmadığım için, itme çekme, verme alma, gelgit oyunlarının içinde tabir-i caizse ölüp ölüp dirilirdim.


peki ne değişti?


dün yine bir haber bekliyordum, baktım halime, eski deneyim, kafada kurma ve beklenti ,telaşe potansiyeli yine karşımdaydı. Gün boyu izledim kendimi, telaşa düştüğüm her an, olanı değiştirme, yani olana bakma potansiyelimi gördüm, nereden bakarsam olay bende o tür duyguları uyandırıyordu, şalteri nereye indirirsem oradan görüyordum. Huzuru içinde bilmek, kaynağın kendisine doğrudan bağlanmakla, OLANın aynı özden yaratılan farklı biçimler alan enerjisini artık görüyorum. Sıkışadabiliyor, yumuşayıp gevşeyedebiliyor sadece farketmez demek işte bu bilinci uyandırmaya yetiyor...

30 Ağustos 2009 Pazar

Ben bugün kendimi dinledim, dile geldi, dinledim, söze geldi yazdım, kah ağladım, kah aynadan bana bakana, canacan kalakaldım..


Bana bu yaşamda dost; sen hümanistsin dedi, dost; kalbin açık dedi, dost; insan sevgin çok dedi, dinledim her denileni..

Hani dedimya geçen gün sanırdım ki; insan özdeğeriyle doğmaz, onu bu dünyada elde eder, bu işte benim sanışımdı..Bu dünyaya kimi canlar uyanık, kimi canlarda uyanmak üzere geliyor, uyanık gelenler kendilerinin farkındaysa, yolu tekbaşına yürüyor, ışığını yayıyor, sessizce izini bırakıyor.

Bu dünyaya O'ndan, kendimizi ayrı sandığımız bir zihinle geliyoruz, doğduğumuz andan itibaren zihnimiz; tanımlamalara, kategorilere, etiketlemelere karşı duyarlı, zihin bunlarla uğraşmayı seviyor. Oysa geldiği ZİHİNde tanımlama yok, anlamlandırma yok, koşulsuz bir sevgiyle kabulleniş var ama burası unutup hatırlama yeri..

Eğer zihin kendinin farkında değilse ne oluyor, benim yıllarca yaşadığım şey, kolay manipülasyon oluyor..Herkes kendi özdeğerine sahip ve olanlara dair görüşlere sahip iken ben, çoğunlukla hepsine katılıyor, en sevdiğimi, en kabul gördüğüne inandığımı kendiminmiş gibi yapıyordum, bir yoruma, bir görüşe inanmışsam, onu kendimin sanıyordum. İnandığım o görüş, benim kendi düşüncem oluyordu. Hayatta kime güvenirsem o oluyor, kiminle uzun zaman beraber olsam, ondan etkileniyor, onun gibi konuşuyor ya da davranıyordum. Kısaca buna bu dünyada, en basitinden uyum deniyor, ben nereye gidersem gideyim, hemen oraya uyum sağlıyordum, kafamda kalıplar olmadığı için, kıyaslamalarda yapamıyordum. En koşulsuzundan kabullenişim, en çoğundan insan sevgim, en açığından bir kalbim vardı çünkü..

Bunlara bağlı olarak, kimden etkilensem, onun düşüncesine kapıldım, bu yüzdende çok düşmanlıkla karşılaştım, çok da sevildim. Yanında olduğum insanlar, beni kendilerinden ayrı bilmezlerdi, bukalemun gibi:) uyumlu bir tiptim çünkü, toprağın rengi de olurdum, altının rengi de en çok sevdiğimse; etkilendiğim, düşüncelerine göre şekillendiğim insanların, bana aferim demesi, beni onaylamalarıydı. Yanında olmadığım insanlarsa, bana kızarlardı, birinin arkasında kaldığım, onun etkisinde kaldığım, hep ikinci adam, başkanın adamı olduğum için beni sevmezlerdi. Bu sebeple, hiç kendime ait olmayan olayların içinde kaldım yıllarca, taaki bana dost"sen kimsin" diyene, neyin bana ait olduğunu kendime sorana kadar, kendi özdeğerimi bilene kadar..

Sessizliğin çok derin bir sesi var,dinlendiğinde duyulan, bensizliğin hayati bir değeri var, içinde hakikati barındıran ve bahşedilen yaşamın armağanı, işte o yüzden kendini bilmek sanırım..
sen sadece herşeyin gerçek adını söyle,
hakikat sadece O'nda
ne duyarsan
ne hissedersen
ne istersen
sadece gerçeğin adını söyle
sonsuz düşleyenin
sonsuz düşündesin
sen sadece gerçeğin adını söyle
adı söylenen sana ulaşır
sen sadece O'nun adını söyle
düşleyenin düşünde
sonsuz hakikatsin
aklın olmadan O'nu anlayamaz
kalbin olmadan O'nu hissedemezsin
ama sen ne sadece akılsın
ne de sadece kalp
sonsuz düşleyenle birliğini
aklını kalbinle sardığında
bileceksin..

düş..

Kendimi doğru ifade edemediğimde genellikle bi dolu laf içerisinde boğulup iyice kuyunun dibine girerim, anlatmaya çalıştıkça yorulur ,yok öyle değil dedikçe bu inkârmış gibi görünür ve saklanırım, saklandıkça da korkarım..Korkuyu görünce ona dikkatle bakmak, bi nefes alıp durmak,arkasında saklananın ne oldugunu görmek ise şimdi öylesine keyifli ki..

Şimdi bir şey beni korkutmuşsa, durup, nefes alıp bakıyorum, dün konuşurken dostla, o tanıdık korku yine geldi, eyvah anlaşılmayacağım? yanlış anlaşıldım? nasıl bi çabayla öyle olmadığını anlatıyorum, soluksuz, nefessiz, canhıraş, dur dedi dost, lütfen dur ve lütfen beni bir dinle? Baktımki; ne kendimi dinliyorum o anlarda, ne de dostu? derin bi nefes aldım ve dinledim can kulağıyla, nefes alıp dinlediğimde ve anlatamamanın çaresizliğini reddetmek yerine, kabul ettiğimde, çaresizlik içimden geçip gitti, dilim çözüldü ve olanı anladım ve ifade ettim görünenin öyle olmadığını, dost anladı..yüreğim rahatladı..

Bir Yoginin Otobiyografisini okuyorum, Paramahansa Yogananda'nın otobiyografisi, kendi gurusunun bir anısını anlatıyor kitapta; Gurunun annesi bi keresinde karanlık bir odadaki hayaletin korkunç öyküsüyle onu korkutmaya çalışmış, guru hemen kalkıp karanlık odaya gitmiş, bakmış ama hiç bişey görememiş,annesinin yanına gelmiş ve hayal kırıklığı yaşadığını belirtmiş, annesi de bir daha ona böyle öyküler anlatmamış. Ders: Korkunun yüzüne cesaretle bak, sana sorun olmayacaktır..

Yaşamdaki deneyimler hep kim olduğumuzu anlamamız için geliyor, sanırım söylenecek söz; yapanın, söyleyenin, yazanın, duyanın, konuşanın "ben olmadığını" bilmek, çünkü ben aslında yok; varsaymak aynada görünen eli var sanmak,"tezahür etmiş olanla", "tezahür etmemiş olan" arasındaki ince sırlı aynayı özden görmek, bilmek, anlamak ve dinlemek...

19 Ağustos 2009 Çarşamba


çok sevdiğim candostum var, kıymetlidir yeri, yaşamda o, O'na adeta gerçeğin ipiyle baglıdır herAN ve herkes bu GERÇEĞİ bilir sanır.Onun için dürüstlük ve ahlak en temel değerlerden biridir. Onun gerçeği dışında bir gerçeği, ona anlatmanın yolu biraz zordur, hatta anlatmaya kalkılsa bu iş için epey bilgi sahibi olunmalıdır. Gerçeklerini çok da paylaşmaz çünkü onlar bir enerjidir aslında ve soyuttur anlatılamaz da.İnsan ilişkilerinde de bu anlamda sıkıntılı anlar yaşar, o çok güvenilir ve sözüne sadık biridir. Herzaman gerçeği arar ama anlatamaz çünkü onun gördüğü/bildiği "gerçek" başkalarına deli saçması gelebilir..
benim gerçeğimde yukarıdaki fotografta, bagdas kurmus oturan, başında ışıktan bir tacı olan kadın vardır, bu benim gerçeğim, benim doğrumdur ve yaşamda herkesin kendi gerçeklik algılayışı farklıdır. Biz hepimiz, aynı yerde/dünyada yaşıyor olsak da bu gerçeklik algımız sebebiyle, olaylara, durumlara, insanlara, farklı boyutlardan bakıyoruz aslında..
ve asıl iletişim; herkesin kendi gerçeğine baktığı yerde değil, işte bu dünyada gerçekleşiyor ve ne zaman bu dünyada iletişim hem kendimizle hem de diğer insanlarla "ANlama" temelinde gerçekleşiyor, işte o zamAN içime nefesle dolan, ben olan BEN; deneyimine ve seçimlerine bakarak "helal be sana" diyor:)

16 Ağustos 2009 Pazar


sen önce kendini bil,

çünkü cennet senin kendi içindedir...


bu karmamda bugüne kadar yaşadığım tüm deneyimlerin sebebini anladım, seçilmiş sonuçların nasıl sebepler yarattığını gördüm, ve o sebeplerin öğretici gücünü de...ben hep sanırdımki kimse öz değeriyle doğmaz, herkes özdeğerini bu yaşamda öğrenir, belki de hala öyledir ancak özdeğer başkalarının desteğinde ve onayında bulunacak şey değildir..tüm deneyimlerim kendi kaynağımın BENde saklı olduğunu görmem içinmiş..dışarda ara ve bulma, içerde bak ve gör; bunun için dillenmiş:)

14 Ağustos 2009 Cuma

Rüya içinde rüya:)


Bir rüya görüyorum; rüyamda, bilgisayarda bir video izliyorum. Bir sarhoş, gecenin karanlığında, sokakta yürüyor ve avazı çıktığı kadar bağırarak şarkı söylüyor, türlü komik hareketler içinde, bilinçli hal devreden çıkmış.

Video bir arkadaşıma ait, ona yorum yapıyorum, "kendi yalnızlık korkusunu bastırmak için, herkes karanlık bir yerden yalnız başına geçerken kendi sesini işitmek ister, böylece biraz olsun rahatlar" diye yazıyorum..

Sonra uyandım (uyanmasam zaten rüyayı hatırlayamıyorum çoğunlukla) kalktım, bir bardak su içtim, balkona çıktım.Sonra geri yattım.Bi zaman sonra uyumuşum ve bir sarhoşun avazı çıktığı kadar bağırarak şarkı söylemesiyle gözlerimi açtım..

Yine mi aynı rüyaydı??yoo ses sokaktan geliyordu, gecenin sessizliğinde sarhoş bağırıyordu... Rüya içinde rüyaydı herşey...

10 Ağustos 2009 Pazartesi


ne güzelmiş yolun kendinden kendine oldugunu anlamak; ona, buna, şuna bakmak yerine g'özü kendi üstünde tutmak, kendini keşfetmek, o, bu, şu dedilerle vakit geçirip oyalanmak yerine menzili bilmek, birinin söylediği bişeyde varsa kendimdeki yarayı keşfetmek ve kendimi kendimden özgürleştirmek, algılarımdan, inançlarımdan öte bir varlığın BEN olduğunu hissetmek, kaynağın ne bir yer, ne bir insan, ne bir eşya olmadığını, kaynağın sadece BEN olduğunu anlamak, titreşip durmak keyifle ve neşeyle; olan her nefeste...

8 Ağustos 2009 Cumartesi



Bir tepenin başındayız, gözün gördüğü baştan aşağı mavi, gök mavi, deniz mavi, mavi gezegenin içindesin diyor Yaradan, farket, bir gemi yanaşıyor tüm maviliklerin içinden, adı TEN..

Ortaköydeyiz, dost bişeyler anlatıyor kulağım onda, gözüm az ilerdeki adama takılı, elinde, belli ki yiyecek ve giyeceklerini topladığı bir naylon poşet, üstündekiler dökülüyor, yavaşça çöp bidonuna eğildi baktı, ben de ona, o an da çıkan rüzgarın etkisiyle gömleği sıyrıldı, bedeni isilik içinde, öff dedim, bu sıcakta o isilikler ne kaşınıyordur, kendimi ondan ayrı bellediğim zihinsel anlardan biri yine..evdeyim, aldığım ilacın yan etkisi, her yanım isilik, çok kaşınıyor, canım yanıyor, aklıma geliyor ortaköydeki adam, ondan ayrı değilsin, hem herşeysin hem hiçbirşeysin diyor içses :)

1 Ağustos 2009 Cumartesi






evrenin armağanı..



nasip oldu;



bi dostun bana olan kızgınlığının aslında kendine olan armağanı olduğunu anlamak, ders verdin bana diyen o dosta, estagfurullah demek, onun gözünden kendimin nasıl göründüğünü görmek ve görüneni tüm kusurlarıyla, hatalarıyla sevmek, çünkü düstur; olduğun gibi görünmek yada göründüğün gibi olmak..



nasip oldu;



bi başka dostun, benden çekinmeden birşeyler isteyebileceğini söylediğini duymak, benden isteyebileceklerini söyleyebilecek kadar rahat olduğunu görmek, bu rahatlığın benden kaynaklandığını duymak..



nasip oldu;



bi dostun telefonda, sesindeki sevgiyi ve yanında olduğum her an için, kalbinde uyanan sevinci paylaşmak, anlattıklarını dinlemek, dinlerken onunla sevinmek, seçiminin onu huzurlandırdığını hissetmek..



nasip oldu;



bi dostla, ağlayarak, ruha şifa duaları dinlerken Hz.Yuşa'ya gitmek, yorgo kalesinde rüzgara, bulutlara denize, martılara, seslenip, tamamlandım demek, beşiktaştan ortaköye giderken Hz.Yahya'da tespih çekerken verilen tatlıyı ağız tadıyla paylaşarak yemek, Hz.Emin Süreyya'nın yazdıklarını yüksek sesle paylaşarak okumak ve hiç bir şey bilmediğimi bilmek ve bilmediğimi bilerek gitmek yürümek ve yaşamanın nimetini hissetmek, Meryem Ana kilisesinde mumun yanışını izlemek ve mumun değil ateşin daim olduğunu, mumun, kalıbın geçiciliğini bana anlattığını duymak, dostun içimde saklı kalan bir kilidi açışını önce panikle susturmaya çalışmak sonra açılan kapıdan kendime bakmak, minik bi canın koskocaman ruhundan akıp bana hatırlattıklarını görünce yürek selanik kalmak..



nasip oldu;



bi can dostla sohbet etmek, zamanın sınırlı ANınsa sonsuzluğu içinde, gülmek, keyiflenmek, yuvanın olduğun yer olduğunu bilmek..



nasip oldu;



yoldan gelip, Mevlana ve Şems'e gitmek,Mevlana'nın yanında bi duvara yaslanıp içeri girmek, Şems'in yanında alnı yere yaslayıp ağlamak, yolda üstündeki deri mintanı lime lime olmuş bir meczupun gözlerinin içine bakmak,sabun ve küf kokusunu içime çekmek, "vereceğin bir şey yok mu?" demesini duymak, bi canımdan başka vereceğim bişey yokken, elimi cebime atıp paramı paylaşmak, onun, torbasındaki soğuk fantasını paylaşmak istemesini izlemek, "allah razı olsun" demek, onun da "senden de" demesini duymak ve gözlerimin içine bakarken, görünenin O olduğunu bilmek,O'nun üstünün başının yırtıklığına acıyan yanımdaki Can'a; kimin fakir olduğu bilinmiyor işte, aslında ne kadar zengin demek, ayağa kalktığımız anda Can'ın şortunun, tıpkı O'nun gibi parça parça lime lime olduğunu farketmek, onun utanışını izlemek ve bu duruma kahkahalarla gülmek..



hamdolsun..




17 Haziran 2009 Çarşamba

..bir mesaj daha..
zihnimin içinde yasiyorum, disimda maddi olarak gorduklerimin hepsi birer elektirik sinyali, madde altına inildiginde, herseyin atomdan olustugunu, atomun kendi etrafinda hizla dondugunu ve aslında onunda bosluktan ibaret oldugunu, kuantum fizikcileri soyluyor zaten ve beynim bu sinyalleri aliyor, yorumluyor ve algi alanima gerceklik olarak sunuyor.

Bu durumu, O, sifir alanından; bosluktan, O'ndan yani buyuk zihinden ayri olmadigimi, ayrilik yanilgisi icindeki zihnime mesajlarla anlatıyor; kisaca; hem kendi kucuk zihinim icindeyim ama aslinda boslugun da icindeyim.
Bosluk ise aslinda dolu, kuantum alan kuramına gore; bosluk parca ve dalga olarak hareket eden atomlardan olusuyor. Alan yani bosluk, uzayin her yerinde mevcut olan bir sureklilik iken, parça yonuyle de surekli olmayan, tanesel bir yapıya sahip. Kisaca gerçeklik BiR ama farkli gorunuslere sahip. Atomun ve parcacikların arasindaki elektromanyetik etkilesimi saglayan da fotonlar. Bu arada boslukta, surekli bir parçacık ve anti parçacık yaratimi var, bu yaratim ise; cok kisa bir an icinde olumle bitiyor, yani parcaciklar surekli doguyor antiparcacikla birlesiyor ve yokoluyor ve bu harekette dalgalanmayi meydana getiriyor, cumlemin basinda dedigim, boslugun dolu olmasinin arkasinda yatan gerceklik de bu.

Ve o bosluktan mesajlari ozum aktariyor, onlara sezgi diyoruz. Dun, servisten eve gelirken 144 nedirki diye dusunuyordum, once serviste birinin dusuncesini cektigimi dusundum ve "alanimi kapattim" diye niyetlendim, basimi cevirdigimde yandan gecen arabanin plakasi ALL..bi kac dakika sonra isiklarda beklemeye basladik, onumdeki arabanin plakasi RUH..icice gecmis matruska evren "ben" yohhum dedikce, bana mesaj yolluyor sanki:D

12 Haziran 2009 Cuma

aslında sanırım hiçbir şeyi sormama gerek yok, ne oldu, ne olacak, ne olmalıydı, nasıl olacak..belki de bu fotograftaki gibi öylece duruyor ve ANda nasıl olduysa zaten olanın, bu enfes manzaranın seyrine dalıp, olmasını bekliyorum gibime geliyor, geliyor bana bişeyler:))

5 Haziran 2009 Cuma

Dün gece oyle tavana gözlerimi dikmiş izliyordum, birden bire bişey oldu içimde, ve bunlar aktı; BEN; "ben yok ki" (ben: egom,küçük zihnim; bunlari tanimlayacak başka kelime olmadığı için elimden bişey gelmiyor) derken, onun bir yansıma olduğunu ifade ediyor. Şems'in dediği, "nefsi silenlerden değil, bilenlerden olmak" aslında bu dediğim de.Yani yansımanın varlığını bilmek ve aslında onun yokluğunu da bilmek..
Madde olan herşey, aslında ruhumun ve O'nun yansıması, eger bir ben var dersem, bir sen de olacak..öyle olunca da okyanusta bir damla olacağım, küçük bireysel zihnimle baktığımda bu böyle; ben bir damlayım; oysa onun(egonun, küçük zihnin) sadece yansıma oldugunu bilince; BEN O'nun içindeyim, O benim kalbimde değil,ve aslında O'nun içindelikliğimi bilince okyanusum...

1 Haziran 2009 Pazartesi

Olan zaten olmuştu, oluyor, onu değiştirmem mümkün değil, ama birşeyi değiştirebilirim, olana dair bakışımı, düşüncemi; düşüncemi değiştirdiğimde; dönüşüm de başlar ve dönüştürürüm de...
Bakışımı değiştirirken olana dair sorduğum soru ;buna egomdan mı, yoksa yüksek bilinçten mi baktığımdır, ego noktasından bakıyorsam çoğunlukla hırs vardır, yüksek bilinç noktasından baktığımda ise keyif ve şevk vardır; hayat işte bu iki nokta arasında gider gelir, aslında tek bir nokta olduğumu anlayana kadar:D

22 Mayıs 2009 Cuma

bir duam var...

Allahım, BENi, BEN olamamaktan, BENi, BENi yaşayamamaktan koru. Bugünün bana getirecegi, deneyimler, duygular, seçimler için, sorumluluk almama ve bana yaşamam gerekenleri yaşayabilme, görmem, duymam,hissetmem gerekenleri yaşayabilme cesareti ver...

21 Mayıs 2009 Perşembe

Zihnen 3. boyutta olmamak
yani; zihnimle yarattigim dualiteyle savasmak yerine, zihni gevis getiren surecten cikartmak, OLANi kabul etmek, teslimiyet halinde OLmak, yani neysen O oldugunun farkindaliginda OLmak boyut atlamaktır, kimbilir, o zaman insan bedenen ve ruhen de bu boyutta olmayacaktır, belki de isinlanmak budur ehehe:)

ANlıyorum



ANladım,

ANladığını.

ANlamadığımı,

ANlamadıklarımı ,

ANlamayacağını,

ANlıyorum;

BİRde O gün

gelince,

ANladıklarımı,

ANlayacağını,

Tıpkı

ANladıklarını,

ANladığın gibi..