1 Ağustos 2009 Cumartesi






evrenin armağanı..



nasip oldu;



bi dostun bana olan kızgınlığının aslında kendine olan armağanı olduğunu anlamak, ders verdin bana diyen o dosta, estagfurullah demek, onun gözünden kendimin nasıl göründüğünü görmek ve görüneni tüm kusurlarıyla, hatalarıyla sevmek, çünkü düstur; olduğun gibi görünmek yada göründüğün gibi olmak..



nasip oldu;



bi başka dostun, benden çekinmeden birşeyler isteyebileceğini söylediğini duymak, benden isteyebileceklerini söyleyebilecek kadar rahat olduğunu görmek, bu rahatlığın benden kaynaklandığını duymak..



nasip oldu;



bi dostun telefonda, sesindeki sevgiyi ve yanında olduğum her an için, kalbinde uyanan sevinci paylaşmak, anlattıklarını dinlemek, dinlerken onunla sevinmek, seçiminin onu huzurlandırdığını hissetmek..



nasip oldu;



bi dostla, ağlayarak, ruha şifa duaları dinlerken Hz.Yuşa'ya gitmek, yorgo kalesinde rüzgara, bulutlara denize, martılara, seslenip, tamamlandım demek, beşiktaştan ortaköye giderken Hz.Yahya'da tespih çekerken verilen tatlıyı ağız tadıyla paylaşarak yemek, Hz.Emin Süreyya'nın yazdıklarını yüksek sesle paylaşarak okumak ve hiç bir şey bilmediğimi bilmek ve bilmediğimi bilerek gitmek yürümek ve yaşamanın nimetini hissetmek, Meryem Ana kilisesinde mumun yanışını izlemek ve mumun değil ateşin daim olduğunu, mumun, kalıbın geçiciliğini bana anlattığını duymak, dostun içimde saklı kalan bir kilidi açışını önce panikle susturmaya çalışmak sonra açılan kapıdan kendime bakmak, minik bi canın koskocaman ruhundan akıp bana hatırlattıklarını görünce yürek selanik kalmak..



nasip oldu;



bi can dostla sohbet etmek, zamanın sınırlı ANınsa sonsuzluğu içinde, gülmek, keyiflenmek, yuvanın olduğun yer olduğunu bilmek..



nasip oldu;



yoldan gelip, Mevlana ve Şems'e gitmek,Mevlana'nın yanında bi duvara yaslanıp içeri girmek, Şems'in yanında alnı yere yaslayıp ağlamak, yolda üstündeki deri mintanı lime lime olmuş bir meczupun gözlerinin içine bakmak,sabun ve küf kokusunu içime çekmek, "vereceğin bir şey yok mu?" demesini duymak, bi canımdan başka vereceğim bişey yokken, elimi cebime atıp paramı paylaşmak, onun, torbasındaki soğuk fantasını paylaşmak istemesini izlemek, "allah razı olsun" demek, onun da "senden de" demesini duymak ve gözlerimin içine bakarken, görünenin O olduğunu bilmek,O'nun üstünün başının yırtıklığına acıyan yanımdaki Can'a; kimin fakir olduğu bilinmiyor işte, aslında ne kadar zengin demek, ayağa kalktığımız anda Can'ın şortunun, tıpkı O'nun gibi parça parça lime lime olduğunu farketmek, onun utanışını izlemek ve bu duruma kahkahalarla gülmek..



hamdolsun..




7 yorum:

Fuliyama dedi ki...

okurken içimi bir sevinç kapladı...çünkü yazdıkların hepimiz.. yazdıkların bir...

düş dedi ki...

deniz koktu burnuma, iki kadın bir evin penceresinden denize bakıyorlar gülümseyerek, yine geldik yeni bir rüyaya diyerek,gülüyorlar ve her hatırladıklarında yaptıkları şeyi yapıyorlar ve sarılıyorlar birbirlerine, iyiki geldik:)

sufi dedi ki...

Bütün hamdlarını yazıp bizimle paylaştığın için ben de hamdediyorum.Hele meczupla olan paylaşımın Şems'te başını secdelere koyup aşkın gözyaşlarını döküşün, dosta dostça sen gibi sarılışın, bana sarılmışsın gibi sevindirdi bendeki beni. Tekrar alıp kabul ettiğimiz herşeye hamdolsun.

düş dedi ki...

sarıldımm Sufim..Mevlana Şemse derya hani..

ben ben de değil
belki sendedir
sen de hem sen
hem ben

ben hem seninim
hem benim
bi garip hale düştüm
bilmiyorum

sen mi bensin
ben mi senim..

sufi dedi ki...

Hem sana Aşk olsun, hem aşkın cemal, hem de aşkın nur üstü nur olsun.Sevgimle.

Uma dedi ki...

Sukur uyanik bakan gozlerine, sukur paylasima acik kalbine, her daim yerin basimiz ustu...

düş dedi ki...

O'dur bunları sana yazdıran ve şimdi bana okutan, canına sağlık Uma, sagol herşey için..