21 Şubat 2010 Pazar



Egomuzun bir benliği ve benliğimizin de sahip olduğu kimliklerimiz vardır.Kimliklerimiz aslında en önemli şeyleşme/şeyleştirme araçlarıdır.

Bir bebek anne karnında iken evrenle açık bir ilişki içindedir,daha doğmadan önce, varlığının temel kaynağı bu ilişkililik halidir.Doğduğu andan itibaren de bu kez, ebeveyni ile ilişkiye girer.İnsan, aslında herşeyi ilişkiler içinde öğrenmekte yada hatırlamaktadır.Bu nedenle girilen ilişkiler çok önemlidir, tüm yaşam boyunca.

Bebeğin kendi varlığını, bu ilişki içinde bildiği yaşantıda, ilişki içinde; kendisi ve ebeyni(genellikle annesi) vardır.Bebek, annesi ile kurduğu bu ilişkide, zaman içinde ilk "şey"leşmesini yaşar ve annesinin "evladı" olur.Bu ilk şeyleşme yani, birinin mülkiyeti haline gelme halidir.Sahiplenilme, aynı zamanda sahip olmadır.İnsan topluluğu da bu mülkiyetin kaynağıdır.

Şeyler dünyasında herşey; anlamlar ve algılamalardan oluşur.Bu dünyada BEN giderek saklanır ve içinde bulunulan dünyanın şeyleri; kategorize edilir, sınıflandırılır,yargılanır, etiketlenir.Neye göre; anlamlandırmalar ve algılamalara göre. Şeyler dünyasında herşey; beklentilere göre ilişkilenmektedir.Bu durum da ilişkilerde, şeylere bağlanmayı ve bağımlılıkları da beraberinde getirmektedir.

Yaşamın kendisi bu şeyler dünyasında, bir şey olmaya çalışmakla, bir şey olmaya zorlanmakla geçmektedir.Her oluş/olamayış, her olmaya çalışış da içerde, kızgınlık duygularını çoğaltmakta, değersizlik duygusunu tetiklemekte ve suçluluk handikapında boğulmakla sonuçlanmaktadır.Insan, özgün ve özerk bir varlık iken, şeyler dünyasının bu boyutunda, bir şey olmaya çalıştıkça da referans noktasını kaybetmekte ve kimlik bunalımına düşmektedir.

Aslında bu bunalımın, bunalımdan çıkmak için bir anahtar olduğunu da farkedebilmek, sezgisel olmayı gerektirir.Çünkü;bunalımdan çıkmanın ilk yolu; şeyler dünyasında bir ŞEY olduğunu farketmektir.Sadece bir ŞEY olduğunu farkeden insan, daha derine, kendine yönelebilir, algılar ve anlamlar dünyasının dışında kalan ÖZ"erk" varlığının da bu yolla farkına varabilir...

4 yorum:

guguk kuşu dedi ki...

Canım Düş,
Sanki yazın benim için yazılmış:D
Kendi kendimize senaryolar kurup, burada kendimize biçtiğimiz rolün esraeti altında bunalıyoruz. Doğru pusula şaşıyor ve referans noktasını kaybediyoruz. İçi boşalmış, russuz oyuncak bebekler gibiyiz. Etrafıma bakıyorum onlardan bolca var, kendime bakıyorum, ben de aynı köleleiğin esiriyim.
Ama dediğini çok iyi anlıyorum, bunu yaşamadan öze ulaşılmıyor. Bu korku içindeki, beklenti dolu, yargı dolu dünyada tepe taklak olunca: öze bir ışık beliriyor.
Tıpkı yakınlarda yaşadığım gibi. Neredeyse bir yıldır bu doçentlik sınavı kaosundayım, başvurumdan sonra bir de hamileliğim ortaya çıktı. Çok garip düşcüm, küçük kızım 13 yaşında ve 13 yıldan sonra bu bebeğin gelmeyi seçtiği zaman bana hep çok garip geldi. Mayıs sonunda biliyorsun eşim ağır bir kalp krizi geçirdi ve gariptir ben temmuzda hamileydim. Bunlar tesadüf değil ama ben belki doğru çözümleyemiyorum. Neyse zorlayan bir hamilelik ve bu doçentlik sınavı stresi, fibromyalji nedeni ile kullandığım antidepresanı küt diye bırakmanın getirdiği perişanlık.......bir yumak gibi beni sardı. Çalışmam gerekiyordu ama çalışamıyordum son bir kaç aydır, yokuş aşağı hızla inen freni patlamış kamyonun elsiz ayaksız şöförü gibiydim sadece izleyebiliyordum, hiç birşey yapamadan...son zamanlar hiç uyuyamıyordum. Dibein tam dibini gördüm diyordum. Her neyse, uzatmayayım. Hiç ummadığım bir şekilde, beni ve herkesi şaşırtan birşey oldu: yayın dosyam jüriden geçmedi ve sözlüye girme durumum ortadan birden kalktı. Aslında bu bir başarısızlıktı. Emeklerimi düşününce, nice daha kötü dosyaların geçtiğini düşününce, belki insanların benim hakkımda düşündüklerini düşününce: bu kötü bir durumdu. Ama doğumumla sözlü sınav neredeyse çakışacak durumdaydı, aslında öyle bir çıkmaza girmiştim ki: bu durum bana bir kutuluş gibi geldi, duyunca bir rahatladımki anlatamam. Hep allahım hayırlısını ver, bana merhamet et diye ağlıyordun uyuyamadığım gecelerde. Sonucu öğrendiğimde beri daha iyi uyuyorum:D
Eğer bu hamilelik olmasaydı ve ben bu dosyadan geçememe durumunu yaşasaydım, böyle bakabilirmiydim acaba?
yada, hamile olduğumu öğrendiğimde sınav telaşı ile ondan vazgeçseydim, şimdi halim nice olurdu?
ne garip bağlantılar.
Bunları niye yazdım bilmem ama sana içimi dökmek istedim, etraımda sen, sufi, uma gibi insanlar yok. Bu nedenle yolunu 4 gözle gözlüyorum.

düş dedi ki...

Canım guguk kuşum, hayatta herşey olacağına varıyor,ve herşey geçici hiç bir şey kalıcı değil,benim için, universitede alınan bir tek titr vardır o da doktorluktur, onun dışındakiler hep verilir:)her verilen de sadece kullanılibilitesi olan titrlerdir, yoksa ne doçentlik ne profluk sana bir şey katmaz, olmazsan da eksilmezsin, canın ister, yolun düşer ve nasipte varsa herşey deneyimle önüne gelir, egomuzu besleyecek bir işimiz var şükür, aç kalmıyor:))onu yöneten özErk hisseder ve bilir, sadece onun istedikleridir deneyime gelen şu rüyada, hem belki biz burada doğmadıkta, doğduğumuzun rüyasını görüyoruzdur kimbilir?o zaman "ey kör gönlünü hoş tut hoş, bir nefestir bu alemde alacağın o da boştur boş", ne güzel demiş değilmi Hayyam:) sarıldım sana sevgimlee:)

PufidooT dedi ki...

özerklik herkese özel gibi görünsede biz onu kalıplaştırıyoruz ne garip hayatın ışığı küçük ayrıntılarda gizli ama biz onu görmeyip küçük olayları silip büyüğe takıyoruz aslında bu bir döngü kendi yolunu bulmada başka seyler arama durumu ya da hangı hal daha uygun dıye sureklı bır deneme ve yanılma mutlulukları goremıyoruz bardaga dolu tarafından bakmıyoruz bellı kı aynada kendımıze baktıgımızda maskemıze merhaba deyıp kendımızı unutuyoruz

sufi dedi ki...

Can Düş;
İnsan yaşantısı ve duygularını ve olması gerekenleri ne güzel irdeleyip yol göstericiliği görev gibi değil de kendi kendine verilmek istenen bir öğreti gibi yapıyorsun canım.Huzura ermiş( mutmain olmuş) yüreğine aşk olsun.
Bir şey olmaya çalışmakla geçen ömür mü, olduğun şeyi seyredip onun değerini bilmek kabullenmek yorulmadan menzile giden aracımızın penceresinden doğanın tüm güzelliklerini seyre dalmak mı insanı mutlu eden faktördür?Düşünsene Bir ülkenin Başbakanı olduğunu! Bana kabus gibi görünüyor şahsen.İnsanlar cennet ve cehennemlerini kendileri imar ediyorlar.Sıradan bir yaşantının dayanılmaz hafifliği ve mutluluğu altın yüklü sandıkların üstünde oturmakdan evladır.Senin de dediğin gibi şeylere bağımlılıktan kurtulanlardan olabilme erdemine kavuşalım birgün elele dilerim sevgilerimle.