yaşanAN.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşanAN.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2010 Cumartesi

Sabah televizyonda bir sohbet programı;

İki kadın konuşuyorlar; ben diyor biri, sabah uyandığımda hangi ayakkabımı giyeceğimi ilk önce düşünürüm ve ona uygun kıyafet seçerim, yani yukarıdan aşağıya doğru giyinmem tam tersinden giyinirim ve bu benim için çok önemlidir...

Düşündüm bu sözleri, niye duymuştum şimdi bunları? bana ne söylüyordu, mesela benim kışın bir çizmem vardır, kendisine hayvansı postal derim, düşünmeden ne giyeceğimi, her sabah onları giyerim çünkü, ayağımın tek rahat ettiği şeydir o hayvanlar:)

Hakikat ve özgürlük birbirine bağlı, hakikati bilirse insan bu dünyadan özgür olabilir, insan ya egosuna hizmet eder bu dünyanın kölesi olur ya da izler kendini, ruhunun kendisine yolladığı soyut izlerin izini sürer ve egosunu KENDİ kullanır..hangisini seçerse onu yaşar elbet..

10 Aralık 2009 Perşembe

Dersteyiz, dersin dokunup geçtiği konulardan biri; şiddet, şiddet ile protesto edildiğinde kişi hem kendine hem de itirazın nesnesine yabancılaşır,çünkü şiddete uğrayan genellikle kurban olma duygusunun içine girip, en büyük insani meziyetimiz olan kendine acıma yada genel olarak acıma duygusuna girdiğinde ve şiddete aynı şiddetle yanıt verdiğinde aslında çelişki içine girmektedir...

Ders arasında bir öğrenci aslında bir öğretmen:) ismi Can; geldi yanıma sohbet ediyoruz, hocam dedi, hep olayların dışına çıkmaktan söz ediyorsunuz, taraf olmamaktan ama bilirsiniz taraf olmamakta taraf tutmaktır:)) bilirim dedim, bilmem mi ama orada vurguladığım şey; "tanıklık" ve bu hayat yolunda yeryüzünden geçen CAN yani SEN kendi gözlerinle, yaşam denilen SENin tanığısın aslında ve biz taraf olayım/olmayayım derken tanıklık durumunu kaybediyoruz çoğunlukla dedim, dedi ki; hocam aslında sanırım herşey bir oyun ve oyunun içinde kalınca polarizasyondan çelişkiler görünmüyor, oyunun dışında kalınca da bu kez herşey çelişik hale dönüşüyor;

işte işte bunun için tanıklık önemli, tıpkı rüyadaki gibi, rüyanda aslında rüyanın tanığısındır, "sessiz tanık",tekbaşına bir gözlemci, hani işte bu yüzden kabus görürken en çok ses çıkarmak istersin ama çıkaramazsın, çünkü sadece tanıksındır; yaşamda unuttuğumuz işte bu.. kendinin tanıklığında yeryüzünde herşey çelişmeye başladığında, en özdekinin, saf, tarafsız sonsuz halini farkedersin, çünkü SEN O'sundur:)

15 Ekim 2009 Perşembe

Shindler’in listesi filminde, alman albay, aklina estiginde yahudileri vurmakta, shindler ona bunu niye yaptigini sorar, albay güç için dediginde, shindler ona, en büyük güç; güç kullanabilecegini bildigin, bu olanagi tasidigin halde o gucu kullanmamaktir der..savunmasiz hal, aslinda en güçlü olunan halmis Gandhi ‘nin, İsa’nın olduklari hal buydu..


Hafta basinda o zamanlar bana cok aci verdigini dusundugum bir insanla gozgoze geldim, gozlerini gozlerimden cekti ve bana bakmadi ben bakmaya devam ettim ve icimde aniden bir korkunun ciktigini hissettim, nasil bir korkuysa icim titredi sonra hissettimki bu korku gercek degildi, ben bir hatiranin yarattigi bellegimdeki bir algiyi, onun yuzunu gorunce yeniden hatirlamistim, ve o hatira korku duygumu tetikliyordu..bir kac nefes aldiktan sonra gecti..cogunlukla yasamda daha once basima gelen olaylari zihnim etiketliyor ve o olayin bir benzeri ile karsilastigimda o andaki duygum yeniden tetikleniyor, bunun farkinda oldugum zamanlarda ise; nefes, BENi simdiye, simdi anina tasiyor..

9 Ekim 2009 Cuma

6 ekimde dolunayin hemen ertesinde, okuldan eve gitmek icin servis otobusune bindim, ama icimde bi sIkIntI var, hayirdir dedim, kendi duragima geldigimde inmek icin dugmeye bastim, soforun de yanindayim, duragi gecti?

dedim "inecegim?"

basmadin isik yanmiyor dedi?

ki dugmeye basarken gozgoze gelmistik ama gordunuz dedim basarken,

senimi takip edecegim ben dedi ve basti gaza sonraki duraga gidiyor, ayrica bu kapidan inemezsin dedi??

nasil yani??daha once herkes bu kapidan indi??simdi neden inilmiyor dedim, arkaya gec oradan in dedi??

artik ofkem katlanilmaz boyuttaydi avazim ciktigi kadar bagiriyordum, hayir arka kapiya gitmeyecegim herkes gibi bu kapidan inecegim diye, soför acmadi kapiyi ve hareket etti!!!arka kapiya gitmedigim icin sonucta bir sonraki duraga dogru gidiyorduk ve ben teskin edilmez bir bicimde ofkeme kapildim, neden indirmiyorsun, neden bu kapidan inemiyorum daha bir dolu sey soyledim ve sonunda adam OFF ne cok konusuyorsun sen dedi ve yolun ortasinda allah sabir versin etrafindakilere dedi ve indirdi, seni sikayet edecegim diyerek indim, et nereye edersen et diyordu, indigimde her yanim titriyordu ve agliyordum..

sonra ogreniyorumki bugunlerde anlamsiz ofkeler cikabilirmis, bana anlamsiz gibi gelse de aslinda cikmasinin varmis bir hayri..oldugum hale anlam verebildim nihayet hamdolsun..

7sinde butun gun bu olana dair dusundum, serviste ogrencilerde vardi, hoca kimligimle oyle deli gibi bagiran kadin goruntusu cizmistim??utandim kendimden..sucladim niye yaptin be kadin, egon kalkmaya baslamis iste, gitsene diger kapiya ne olacakti yani dedim ve O yardima yine devam etti anlayabilmem icin, yuregimde derin bir yeri olan can, cevirdigi mucizeler kursundan gundem 134ü gonderdi, ustelikte 133.cuyu atlayarak, cunku yanit gundem 134deydi..kurs “Kardeşim, düşündüğün şey hakikat değil.” diyordu ve yine diyordu ki; bir illuzyonun icindeyken  biri birsey yaptiginda “Bu durumda ben olsam, kendimi suçlar mıydım?” deyin diyordu; benim buna yanitim evetti..ben hakikat bu olmadigi halde kendimi suclamayi seciyorum ve oyalaniyorum, resmin butununu gormek ve yeniden dengeye gelmek icindi oysaki her yasanan..

Sonra ayni can, bi akil verdi dedi ki; joe vitale'nin ho'oponopono' su is goruyor..hani su " i love you-thank you- please forgive me- i am sorry " ritueli..yani bu durumda gidip adamdan bizzat ozur dilemesen de olur..simdi oturup 3 dakka hooponopono yapsan ve onun yuksek benligine bunu soylesen.. Allah razi olsun ondan, sanki uzerimde bi ton yuk vardi da hafifledim.. ozur dilerimm seni seviyorum kardesim dedigim an da icimden Sevgi tasti tasti..sonra sevgili Hayat'in sayfasinda, karsima Cemalnur cikti, herkesin kendi adiyla O'na baglandigini hatirlatiyordu ve Sevgi aslinda sadece O'ndan akiyordu nasiplenmekse ne müthisti..

Nasibime gelen nefes calismasiyla farkindaligima giren; "nefesi alan ben degil, "BEN"im ile birlikte aslinda icimde askin bir sarhosluk hali oluyordu nicedir, hani icmeden sarhos nasil olunur? diyordum kendime ama oyleydim, gozum daliyor, basim donuyor, yururken tokezliyorum, sanki yurumuyorumda tokezleyince anliyorum ki yuruyormusum?! yolda etrafimda trafik akisi, icimde bir huzur bir huzur evlere senlik, dugun bayram havasi..bu durum bu ayin dolunayina kadar, zaman zaman artarak zamana zaman da etkisini azaltarak devam etti, artik kaniksadim bu halimi.. Ancak dolunayla birlikte icimde bisey oldu, amansiz bir gerginlik ve 6sinda da bu ofke patlamasi ardindanda olusan bir "peltelik" hali, kelimenin anlami peltelik, bu tipki askin sarhosluk gibi, cok karisabilir birbirine ancak aslinda cok farkliydi ve hissettimki bu farki anlamam icin bu deneyimi yasadim..

Hissediyorumki insanin bedeninde ruhunun bir parcasi var hani 21 gramlik oldugu soylenen kismi, pek hafif ama pek agir olan parcamiz bir de ruhun bagli oldugu yuksek benlik ve onunda bagli oldugu O.. Tam baglanti halinde sanki bir iple O'na bagliyiz gibi bir hissim var ve kaldirilabilecek kadar bir akis sagliyor ve o akis; sarhosluk veriyor, huzur, hamd, herseyiyle akista olma, BENin disinda hicbirseyin oneminin kalmamasi gibi bir hal yasaniyor, olaylar geliyor ve sanki uzerimden akip geciyor, dokunmuyor sanki bana, yagmur gibi bir dolu olay yasiyorum ama ustumden su gibi akip geciyor sanki, ne olaylara uzulme ne de sevinme hali..

Oyle bir hal iste ta ki 6sindaki ofke patlamasina kadar, o gun yuksek benligim ve O'nunla ya baglantim kesildi ya da ben o baglantiyi hissedemeyecek kadar sagirlastim ve dun yolda yururken ve dusunurken, karsimda birden bire bir adamin yemek yemesine takildim, adam sanki yedigi hamburgerle kavga ediyordu, oyle bir yiyorduki ne yedigi nasil yedigi hic onemli degildi, zaten ruhunun sesini de duymayacak kadar sagirdi, tipki benim gibi..

Sonra anladimki O, yuksek benlik vasitasiyla ruh ile temasinin siddetini artiriyor, baglanti ne kadar guclu ise, iplik ne kadar kalinlasmissa baglantili  insan vorteks OLuyor ve sarhosluk basliyor, hani buna meczupluk diyorya sufiler ,iste tam da o hal, digeri ise bedende delilik hali...

4 Haziran 2009 Perşembe

badulcan...

Bugünkü paylaşımım bir patlıcan yemeği:D:D vallahi,çok leziz, çok nefasetli ve bereketli bir yemek.Ustelik en önemli özelliği hiç su katılmayıp, sek olarak pişmesi, kendi kendine pişen,pişerken sulanan, verdigi suyunu pişme noktasında tatlandırıp çeken bir yemek.Tıpkı OLAN haline pişerek dönüşen insan gibi:D

malzemeler:

6-7 adet orta boy patlıcan (badulcan da denir)
5-6 adet sivri biber (büber de denir)
7-8 adet orta boy domates (tomtiss de denir ve Ayaş tercih edilir)
5-6 diş sarmısak (sarımsak denir)
yarım su bardağı z. yağ (ya da kanola yağı)

yapılışı;

Büyükçe bir tencereye, tüm kabukları soyulmuş ve parmak kalınlığında jülyen kesilmiş patlıcanlar konur, domatesler kabuklarından sıyrılır ve iri parçalar halinde eklenir, biberler de kesilerek ilave edilir.Kabukları soyulan sarmısaklar bıçak ile minik parçalar halinde kesilir ve hepsinin üstüne z. yağı dökülür, tencerenin kapağı kapatılır ve tamamen kısık ateşte bir saat pişmeye bırakılır.İlk yarım saat tencerenin kapağı hiç açılmaz ki yemek lezzetlensin, yarım saat sonunda tuzu ilave edilir, bir saat sonra ateşten alınır ve soğumaya bırakılır, bu kısmı yalan, çünkü yemek o kadar güzel olurki, soğumaya bırakılmadan ekmekle içine dalma işlemi gerçekleşir:D

Bu da ne derseniz şimdi, bu benim hayata bakışım, yaşamdaki herşey ruhsal, çünkü, ruhsallığımızla aslında birbirimize yansıyoruz ve yaşam oluşuyor, ne varki sevgili küçük zihnim, koşulsuzluğa ve ölümsüzlüğüme götürecek olan küçük zihnim, ufak tefek hesaplarla, yaşamda yok bu ruhsal, bu değil hesaplarıyla,başka başka şablonlarla, yargılama ve ayıplarla kendini kaybettiği için bunu göremiyor sanırım:D

13 Mayıs 2009 Çarşamba



Bizim karşı apartmanımızda bir işyerinin, balkonunda beslenen bir köpek var.Sanırım hırsızlığa karşı olarak bir önlem için besleniyor, yoksa niye geceleri balkonda bırakılsın ki? Neyse asıl diyecegim, bu köpek her ezan sesinde, avazı çıktığı kadar havlıyor ve uluyor, özellikle sabah ezanında, onca sessizlik içinde, ezan sesini duydugu anda köpegin havlaması da tüm gücüyle yankılanıyor tum sokakta.

Sabahın o saatinde, megafondan çıkan ve yankılanan o ezan sesi,hayvanı felaket korkutuyor ve korkusunu bastırmak icin başlıyor o da karşı sese..yada kendini çok yalnız hissediyor, tüm geceyi sessizlikte ve karanlıkta, o ufacık balkonda geçiriyor. Sabahın olmasını bekliyor ki; sahipleri gelsin de neşelensin, onca karamsarlığı içinde de bir insan sesi duyunca, sevincinden coşuyor..

Bilmiyorum artık neyse ne, bu sabah uyandım, baktım yine havlıyor, içimden tıpkı nefs gibi bu köpek dedim.Yalnız, herşeyi, evreni sadece kendinden ibaret sanıyor,korkuyor kendinin dışında bir ses duydugunda ve saldırıyor o sese karşı kendi sesiyle.Ne ironik..Duydugu ses o kadar kuvvetli ki; acizligini hissettikçe daha çok kukruyor, bagirişiyla sesi bastirmaya calişiyor, oysa ses her beş vakitte kendini ona hatırlatıyor:D

Ne tuhaf dedim içinden, yaşamda herşey aslında BiRşey ANlatıyor vakti zamanı geldiğinde, kimi masal oluyor kimi gerçek diye adlandırılıyor..

12 Mayıs 2009 Salı

sadece kendine sakladığını sandığın aslında kendinden sakladığındır;)

8 Mayıs 2009 Cuma


Önce melekler yaratilmis, Allahin tecelli etmis hali olmuslar ve onlar her daim Suphaneke derlermis,
sonra Ademi yaratmis Yaradan, Adem Allah ZATiyla elhamdülillah deyince, melekler bu sözü de sevmis ve tekrar eder olmuslar,
sonra Nuh'u yaratmis Yaradan, puta tapiliyormus o zamanlar, Nuh; La ilahe illallah demis ve melekler bu soze aşik olmuslar ve soylemeye baslamislar,
Sonra Hz.İbrahim tecelli etmis ve oglunu kurban ederken, Allahuekber demis, melekler bu sözü de katmislar soylediklerine,
ve sonunda Peygamberimiz,Bismillahirrahmanirrahim ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim demis,(bütün tecelliler O'ndandır, O'na aittir, kuvvet ve kudrette O'na aittir)melekler bu soze secde etmisler, Peygamberimiz dunyadaki butun seylerden daha tatlı olan bir sey yoktur, bu sözden gayri demis..

Bunu niye anlattim; bazen gundelik hayatin icindeki olaylardan, insanlardan, etkileniyorum, onlarla iliskiye giriyorum ve kalbimdeki ile iliskimi unutuyorum, sonra da niye? diye soruyorum, bi kitapta okumustum diyordu ki; sen baskalarına sevgini veriyorum saniyorsun ama sen kalbini veriyorsun.. o zaman O mahsun kaliyor..yasamimda karsilastigim acilarda hic niye? demedim, hep peki, OLan simdi budur demek nasip oldu,acimda yanimda birileri oldu, beni sevgileriyle sardilar, uzuntumu hafifletmeye calistilar ama hafiflemedi, yasamimda insana dayandim,kalbimi verdim, insan yikildi ama o yikilmasaydi kalbimi verdigimi bilemeyecektim, hazinemi geri aldim, beni sardi sevkatle, bir ve tek ÖZ Oldugumu ve TAM oldugumu boylece AŞKla ANladim...Yasamda, "baskalari" dedigimiz ve oyle sandigimiz insanlarla iliskiye girmekle mumkun, o iliskinin uzerine çikabilmek, acilarin, sevinçlerin üzerine çıkabilmek ve kendi TEKligin ile bakabilmek,o iliskilerle mumkun, yasamimda iliski içinde oldugum her candan, Allah razı olsun...

7 Mayıs 2009 Perşembe


Dünyada devin, ancak onun bir parçası olma. Dünyada yaşa, ancak dünyanın içinde yaşamasına izin verme.

Bu söz Osho'nun sözlerinden biri, bi kaç gündür izliyorum evrenimdeki her şeyi, dikkatimi nefesime odakladim, oldugum hale degil (allah razı olsun bunu anlatandan)..

Anlamlar ve anlamlar uzerinden algilanan bir dünya burası, gecen gun bu konuyu anlatirken derste, anlamlar uzerine tartismanin yersiz oldugunu soyluyordum, cunku verdigimiz anlamlar, bizim algi kodlarimizda, dunya içinde olusturuluyor, cevremiz tarafindan sekillendiriliyoruz kisacasi.Ve ayni anlam koduna sahip olanlar birbirlerini kendi anlam kodlarinin dogrulugu konusunda desteklerken digerlerini de disliyorlar, boylece herkes konusuyor ama hiç kimse birbirini ANlamiyor, yada ANlamis gibi yapiyor, aslinda iletisimsizlikte bundan kaynaklaniyor sanirim, "mış gibi" yapmaktan.

Uc dil var;biri, konusulan ve yazilan ama kimsenin kimseyi anlamadigi, dunya dili :)digeri, ayrı dillerle konusulsa da yazilinca herkesçe anlasilan, rakamlarin dili :)sonuncusu da konusulmayan ve yazılmayan ama herkesin ANladigi, adina kalbin, evrenin, O'nun dili denen dil.Bu uc dilden ilki, iste "mış gibi" iletisime neden olani..

Bugün meslekdaslardan biriyle konusuyordum, tamda bu konu denk geldi, dediki, disardaki dunyaya karsi ne kadar abuk görünürse görünsün kisi, kendi icinde tutarliysa yaptıkları ve ettiklerinden, o haliyle kabul edilmekte toplumda..Dedimki, işte bu; kendi OLma ile yuzyillardan beri tum ogretilerde anlatilan, cunku kendi OLma, sadece içsel kabulle ne'ligini bilme hali, onun disaridaki yansiması nasil görünürse görünsün umurunda olmama hali, o yansımaya bagli olmama hali, iste o zaman dünyanın icinde yasanabiliyor ancak dunya içimizde yasamiyor..
çok seviyorum ben Osho'yu çok..

2 Mayıs 2009 Cumartesi


- The best free videos are right here
- The best free videos are right here">

İşte hayat...çarkları durdurmak için "farketmez" noktasına ulaşmak,; dikkati,odağı dünya üzerinden/sistem üzerinden çekmekle mümkün olabilir...

Sistemdeki rolunu oynamak ama o role tapınmamak, hırslarını, nefsini görmek ve onlara dur bakalım hele bir demek, kendi dışındaki sahip olmak istediklerinin ulaşılmazlığını fark etmek ve kendini bilmek, bilmek ki; kendi içine dönüp, ben kimim demek...

25 Nisan 2009 Cumartesi


3 hal; halden hale gecis;
herseyin uc hali; kati, sivi, gaz..

kemik
ilik
zihin

beyin
kan
zihin

goz
gozyasi
zihin

beden
can
zihin

dun aksamustu, ortopedi, akapunktur ve hipnoz uzmani olan bir doktora gittim, doktora giderken kendimi bir yandan da izliyorum, odasina neredeyse gaz halinde girdim, oradaydim ama orada degildim:)gozlerimin icine baktiginda da sivi hale donusmus ve pelte gibi uzanmistim sedyeye :) neyin var dediğinde ise; kati hale gecmis ve konusmaya baslamistim;
"dizler agrıyor ve bel, ama bir haftadir, buraya gelecegim diye hic agri kalmadi, oysa neredeyse bir yildir cekiyorum bu agrilari" dedim.

Kapkara gozlerini, ucuncu gozume dikmis bir halde olan doktor; "buraya gelecegini dusundukce sen, adrenalin salgin artti bedeninde, adrenalin salgilandikca, kan bedeninde her yere dolasti, dolayisiyla kanin gittigi her yer rahatladi ve agrin kalmadi" dedi.

Sonra filmlerime bakti ve soyledigi ilk sey, "annene selam soyle" oldu:)cunku genetik sebepli yasiyordum, belimdeki ve dizimdeki agrilari. Korkma dedi, bel fitigin henuz yok, 4.5.6. omurlarin ustuste binmis, sinirlerine baski yapiyor, sirtina cok yuk gelmis bu aralar, sirtina binince bu yukler, dizlerinin kuvveti gitmis ve kikirdagi besleyecek sivi azalmis ve beden agri ile sana sinyal vermis, iyileseceksin, bilinçli bir hastasın:) allaam her an, halden hale gecisime uyanik kalmak icin kendimde tutuyorumya dikkatimi, zannimca bu sebepten doktor gozlerime bakinca, beni suurlu bir hasta olarak kabul etti:) "sana ilac vermeyecegim, belinin yukunu azaltacak hareketler yapacaksin,kemiklerin icin bir vitamin kompleksi verecegim ve dizindeki kikirdaga takviye disarıdan kikirdak alacaksin (köpek baligi kikirdagi hapi)" dedi.

Iste boyle, beden adaptasyon halinde zannimca, simdi balik dostlardan kikirdak odunc aliyorum, bende azalmista:))

12 Nisan 2009 Pazar

dün o kadar tuhaf bir gundu ki;

bi arkadaşımın bilgisayarı patladı,
bi arkadasimin kedisi evden kaçti,
annemlerin kombisi yandi,
tanidigim birinin arkadasi evinde bicaklanarak olduruldu,

ya da benim "algim" seciciydi hep bunlari gordu, gun tuhaf degildi belki de siradandi.Nasil baktigimdi olaylari anlamlandiran, her biri, onu yasayan icin biricik ve ozel deneyimler, ben nasil etiketlersem etiketleyeyim bu degismiyor, ama ben degisebilir ve OLANi "etiketlemeyi" gorebilirim...
Bir kucuk alegori;
Okyanusta acikta, asagi yukari hareket ederek cok eglenen bir kucuk erkek dalga varmis.Birden bire sahile vurup kirilacagini farketmis. Ucsuz bucaksiz okyanusta, sahile dogru ilereyip, yok olacakmis. Yuzunde aci dolu ve umitsiz bir ifadeyle; "Aman Tanrim bana ne olacak?" demis. O sirada yanina, asagi yukari hareket ederek eglenen disi bir dalga gelmis; "Nicin bu kadar kederlisin? "diye sormus. Erkek dalga; "Hicbir seyin farkinda degilsin, anlamiyorsun, o sahile vurup bir hiç olacaksin! "diye cevap vermis. Disi dalga da "asil sen hic bir sey anlamiyorsun, sen bir dalga degilsin ki; okyanusun bir parcasisin!" demis..

8 Nisan 2009 Çarşamba


Sifatimin anlami ve aynalar:)

Dun okulda Almanya'dan gelen bir hocanin konferasi vardi, mecbur, kalabalik olsun diye kafa sayisi sayildigi için, ogrencileri de alip goturdum.Aslinda okulda bu tur faaliyetler, egitimin sadece ders dinlemek, not tutmak ve sinav geçmek olmadiginin, bunun ayni zamanda entellektuel bir caba oldugunun da anlatilmasi icin guzel firsatlardir, ancak secim, ogrencinin olmali diye dusunurum hep, ogrenci istemeli, neyse, hersey istedigimiz gibi olmuyor zaten hayatta.

Konferans 3 saat surdu,en arkaya gectim oturdum,2. saatin sonunda, ogrenciler arkaya donuyor ve bana bakiyor, gozleri ile cikalim diyorlardi.O anda yanimdaki ogrenci, BEN OLAN BEN, "hayir" dedi sesli olarak onlara, "hoca cikmaniza izin vermiyor".

Aslinda bir otorite figuru yeterli, onun kim/ne oldugunun hic onemi yok, sifatin adi, ister Sait olsun ister Ayse olsun,hiç fark etmiyor, suklum puklum onlerine donduler, icimden dedim ki; budur iste, istedigin kadar ariza cikar:))sifatinin, suretinin anlami yok:)yanimdaki ogrenciye egilerek dedimki, egomu yerle bir ettin:))

5 Nisan 2009 Pazar



Sabahin er vakti, bilgisayarimi aciyorum, yillarin guzel dostundan bir mesaj, Istanbul'da bir kalp, bir niyet tutuyor ve kalkiyor gidiyor, er vakitte, fortune cookies aliyor, içindeki niyeti bana yolluyor..

Adina evren denilen O, heryerde herseyde BEN OLANsin, BİRsin diyor,teyit de BiR dosttan geliyor, yuregim seviniyor..sayinin toplami:3, ruh,zihin, beden:BiR ve tum seçimler kutsaldir diyor:)

Seyrediyorum içim suskun, daha dun, ne yazmak geliyor içimden ne de konusmak diye yazmistim bir baska guzel dosta, kabul ve teslimiyet ve AŞK la, zihnimin oyunlarini izliyorum...Televizyonda bir şarki çaliyor; AŞK bir kalbin içinde agliyor AŞK, sizim sizim sizlatiyor, elinden kacilmiyor virane ettin biraktin diyor..Romanda, sufiyim,vaktin evladiyim, şimdinin cocuguyum diyor kahraman, sadece şimdi de AŞK var..

4 Nisan 2009 Cumartesi



Can erigin cicegi can erik tadinda, kirazinki kiraz, hele ayvaninkinin tadina doyulmaz... her bir yaprak o meyvanin tadinda tad olur, ozunun suyu yapraginda mis koku olur..ne zaman bahar gelse her birinin tadina bakarim, ben yiyene kadar herbiri farkli farklidir,yedigimde ise hepsi BEN olur, yapraginin oz suyu kanima, tadi tadima, cani canima karisir...

Nazik yapraklari, tadlari,ruzgara, kara hatta doluya ragmen yine de acma gucleri, olani kabul edisleri, askla tomurcuklanmalari, etraflari gubre kokarken yine de zerafetle duruslari vardir, onlari goremedigim zamansa kokulari vardir ki; yokken vardirlar aslinda, çok sey anlatirlar, duyabildigimde...

31 Mart 2009 Salı



dün gece zihnime gelen dusunceleri izliyordum, bana dair bir dolu etiketime, sifatima dair, hem gaddar hem yumusak, hem zalim hem şevkatli, hem hayal hem gerçek, hem cemal hem celal ve insan olma yolculugunda kamil insan denilen,O'na dair sifatlari BiRlemek için ANda farkindaligini tutan, AŞK olAN en özüm öz olAN..genellikle sert sıfatlarim, ilahi isigin farkinda olmayan yanlarim, ben farkinda olayim, onlari gorebileyim ve dahi kabul edebileyim diye aynalardan yansir bana, temizligin adida budur, kirlenmeden temizlik olur mu?belki buna temizlik de demeyeyim de her bir yani BiRlemek, kabullenmek diyeyim, sanki daha uygun olur boylesi..

Insanin bedeninde bakipta göremeyecegi tek yer g'özüymüş, tipki O'nunda kendini görebilmek için bize bakmasi gibi, ben de kendimi görebilmek için aynalara bakiyorum ve yansiyan, benden bana ben olAN, ne ka kusur ve guzellik varsa ben de olan BEN OLAN... Bunlari gece yazarken, elimdeki kaleme bakiyorum, markasi infinity:)

Düsünce soze, soz kelimelere, kelimeler yaziya, yazi harflere kaplaniyor, sonra o kaplanan,uzeri giydirilenleri okuyorum, hem kendimi okuyorum hem kaplananlari, onun için; söze degil öze bakarim demis Mevlana, özü sözle giydirenlerden olmak, söze özü dökebilmek nasip olur muki? kismet:)

30 Mart 2009 Pazartesi



eheh:D bazi gunler butur muzurluklari evde yaparim, dun de o gunlerdendi, yumurtayi dik sekilde masaya koyma isi,kucumsemeyin, cok buyuk bir ciddiyetle yapip, fotografini da cektim:)sonra bunu yapabiliyor olmaya hamd ettim, gercekten saka degil, hayir diksen noluyor, ne isine yariyor denebilir, ben de diyorum gulerek, ama yumurtanin ozune, bana bunu becerebilme niyeti veren ozume ve elbette O'ldurANa hamd ediyorum:)

23 Mart 2009 Pazartesi

resim: Alex Grey

Az once, sesini duyunca yuregimin sevincini hissettigim can kardeşimle konusuyordum telefonda, her nekadar kendisi bilse de soyleyecegim buradan ben de, o herseyiyle TAM, simdi oldugunu dusundugu bu haliyle de TAM, daha once oldugunu dusundugu halleriyle de TAMdi, ve ve hep TAM olacak, bazen disardaki yansimalarimiz eksik oldugumuz yonunde etiketlemeler yapiyor, yansima kim? aslinda o da BENim bi parcam, parcalarimin benden beklentileri var, benim benden beklentilerim var, peki ne yapacagim?


Içsel huzur disari nasil yansir diye dusundum bir an, olan her halimize kabul vererek olabilirmi acaba?ittirdigimiz, daha once kabul vermedigimiz her bir parçamiz simdilerde burdayim ben, simdi TAM zamani, hadi kabul ediver simdi beni diye geliyor akin akin, eee niye insan olduk, zahir bunun için...


bir hikaye;


Gulup eglenmeyi cok seven bir melek yeryuzune inmis,orada oyuncak ev yapan cocuklar varmis, Melek oyuncak eve girmek istemis, ama yalnizca oyuncak bebeklerin sigabildigi o kucucuk yere girememis.


" O zaman" demis "ben de baska bir yol denerim. Bir parmagimi su taraftan, obur parmagimi bu taraftan, her bir parcami ayri bir yerden yollarim. "ve bir kaç parcaya bolunup, her parcasi ayri bir yerden eve girmis. Icerde de parcalar biribirine rastladikca sIkIsmIslar, ve anlasmazlik cikmis. Aralarinda kavga etmeye baslamislar. "Burasi benim yerim, burada ne isin var?" diyorlarmis. Melegin her bir parcasi, bebek evinde cikarinin pesine dusmus.. Bastaki meraklari gecince, melegin bir parcasi disari cikmak istemis.


Fakat baska parcalar onu birakmak istememisler. Onu alikoymuslar; " Burada kalacaksin, hiçbir yere gidemezsin." Bazi parcalari da disari atmak istemisler, ama onunda bir yolunu bulamamislar. Yani aslinda ayni melege ait oldugunu bilmeyen, ama bilincinde olmadiklari bir cekimle birbirlerine dogru suruklenen parcalar arasinda bir kargasa yasanmis. Sonunda melegin kalbi de cikip dolasmis ve her bir parcayi soyle yatistirmaya calismis;


"Siz benden ciktiniz, size hizmet etmek istiyorum. SIkIntIya dustugunuzde sizi kurtarmak istiyorum. Bir seye ihtiyaciniz oldugunda onu gidermek istiyorum. Bu bebek evinde ne kadar sIkIldIgInIzI biliyorum."


Fakat bazilari demisler ki; "bizim sIkIldIgImIz yok, halimizden cok memnunuz.Bir sIkIntImIz varsa, o da bu evde kalmak istedigimizden, ama asil sIkIntIsI olanlar oburleri, biz degil" Kalp "pekala" demis, o zaman sizi seyredip eglenecegim, SIkIntIda olanlara anlayis gosterip, hosnut olanlara yardim edecegim."


Bu kalp melek parcalarinin atomlar gibi etrafa sacildiginin bilincindeymis. Ayni bedene ait olmalarina ragmen bundan busbutun habersiz olan obur parcalarsa, bilincli ya da bilincsiz kalbe dogru yoneliyorlarmis. Kalbin etkisi bu kadar buyukmus. Duyarli cicegi IsIga donusturen gunes kadar etkiliymis. Boylece melegin kalbi de ona duyarlilik gosteren her parcayi bizzat kalbe cevirmis ve kalbin kendisi de IsIk ve hayat oldugundan bebek evine sigamaz olmus. Kalp hem bebek evinde olmanin sevincini yasiyor hem de kendinde ucup gidecek gucu buluyormus. Ayni bedene ait olan parcalari buldugunda o kadar seviniyormus ki; her bir organi ayri ayri isleyip zamanla kalbe donusturmus ve boylece gayesine ulasmis...


kaynak;Sufi Meditasyonu, Hazret Inayet Han, sf; 105-106.

21 Mart 2009 Cumartesi


Gunle gecenin dengesi,


Bu boyuttaki pek çok işaret bir seyi gösteriyor, ancak o kadar çok isaret varki belki de en iyisi kör olmak deyip, görmemeyi seçiyorumdur.Iste o isaretlerden biri; ekinoks, ANin sonsuzlugunda tek bir noktada zaman dengeleniyor, gun ile gece esitleniyor.


Boyle isaretlere dikkat edince yasamimdaki dengesizlikler daha cok dikkatime giriyor, bu da dogal cunku, burasi dualite dünyasi, bu boyutta yok varla, var yokla biliniyor.


Bir an kiziyorum sonra sakinlik geliyor, bir an seviniyorum sonra üzülüyorum, bir duygu geliyor deneyime girmek için ardindan bir baskasi, bazen o duygularin ta dibine kadar giriyorum, bazen sadece duygunun gelisini ve gidisini izliyorum,bazen suyun akisina direniyorum, bazen su olup akiyorum, insan OLmanin hazzi bu mudur acaba?neligini/kimligini bulmak ve sonra sadece o OLmak, bugün biraz karistim sanirim, aynadan yansiyanlara kizdim, kizana kizdim sonra, tevekkül (yada farkindalik) bugün gec geldi, bugünde böyle bir gun oldu...


bir bardak huzur alirmisiniz? ya da huzursunuz zaten, bir bardak çay ona katik olur mu?

neyin, neyden, ne aldiginin aslinda bir onemi yok sanirim, olan sudur ki, bu bir bardak demli çay,baharin mujdesi olan bugün, parkin müdavimleriyle içilmis, kalpte kalan tadla paylasilmistir...

müdavimler; çocuklar, bir adet ördek, su, hava, gunes, toprak :)